27 Aralık 2016 Salı

2016,..........GİDERKEN



temsili jüpiterim,bize gelecek bu yıl.

 Noktalı yerleri istediğiniz gibi doldurun.Ağır oldu biliyorum ama 80,90 ve hatta 100 yaşına gelip,üstüne yetmezmiş gibi alzheimer olsam da 2016'yı unutacağımı sanmıyorum.Kendi kişisel tarihimin açık ara en berbat yılıydı.İşin toplumsal boyutuna girmeye kalksam genel olarak kafamda canlanan sahne;ülkeyi dev bir psikiyatri kliniğine çevirmişiz,orduya asker yetiştirir gibi psikolog ve psikiyatr yetiştiriyoruz ve herkes 16 ay zorunlu terapi görüyor.

  Dün gece internette gazeteler arasında dolaşırken şöyle bir yazı çarptı gözüme"2017,senin yılın olacak".Bana mı diyor acaba diye düşündüm,tıkladım.Hakkatten bana sesleniyormuş çünkü ben terazi bucuyum ve bu yıl terazinin yılıymış.Zira 2017 Jüpiterle beraber bana gelecekmiş.Elinde disko topu şeklinde Jüpiter ve 2017 geldi gözümün önüne.Kapıyı çalıyor,içeriye giriyor falan...Yalnız 2016'nın ruhumda bıraktığı derin izleri silmesi için sadece Jüpiter'i alması yetmez.Bence galaksiyi toplasın gelsin.

  Hayatımda hiç kendime yeni yılda yapacaklarım listesi yapmadım.Hani daha çok gülcem,daha az endişelenicem,daha az yiyip daha çok tuvalete gitcem tarzı listeler vardır ya işte onlardan hiç yapmadım.Genel olarak da herhangi bir yılın 31 Aralık tarihiyle herhangi bir yılın 1 Ocak tarihi arasında benim için özel bir fark yok.Ama severim aralık aylarında her yerin kırmızıya,yeşile bürünmesini o ayrı.Zaman kavramı zaten bu aralar bana acayip garip gelmeye başladı.Yani o şunları yapacağım dediğin şeyleri yeterli toto büyüklüğüne sahipsen 27 aralık tarihinde de yapmaya başlayabilirsin bence.

   Buydu benim düşüncelerim,hala da çok farklı düşünmüyorum.Ama öte yandan da 2016 gerçekten çok zorladı be ya.Ben mesela bu yıl,nisan ve mayıs aylarında yıllarca acaba mı diye düşündüğüm ama hep geçiştirdiğim,kaçtığım,görmezden geldiğim sorunlarla bir hastane odasında ete kemiğe bürünmüş şekilde yüzleştim.Çok korktum,çok endişelendim,çok ağladım,hayatı kendime de etrafımdakilere de zehir ettim.Bazen sevdiklerime sığınıp uzun uzun anlattım,bazen günlerce sustum,bazen kendimi çok aciz ve başarısız hissettim,bazen sadece affettim,kabullendim.En sonunda problemle yüzleşmekten çok kendimle yüzleşmem gerektiğini anladım.Kendimi dinlemeye başladım.Endişelendiğimde ne oluyordu?Korktuğumda neler oluyordu?Ben hiç elimde olmayan birşeyden neden bu kadar korkuyordum ya da gerçekten birşeyleri değiştirmek benim elimdeydi de ben mi kaçıyordum?Bu huzursuzluk bu kaçmanın sonucu muydu?Sadece çekirdek ailemle huzurlu ve mutlu yaşamak istemek suç muydu?Gerçekten hiç istemediğim bir savaşa girmek zorunda mıydım?Bence değildim ama asıl bu işi yapması gerekenler problem çözmek yerine varolandan da daha büyük problem oluyorsa sen mecbur kalıyorsun işte...Bu da seni daha öfkeli yapıyor...İşte uzun bir süre bunları düşündüm,kıvrandım,nefessiz kaldım.Geçti mi? Hayır,geçmedi.Ama kabul etmek işe yaradı,daha az endişeli,daha az korkağım şimdilerde.

   Kayra'nın büyümesine gün gün şahitlik ettim 2016'da.Özellikle yürümeye başlamasını adım adım kaydettim hafızama,ilk adımlarını ben gördüm.Nasıl attığını,nasıl düştüğünü,her güne yeni bir adımı nasıl eklediğinin şahidi olmak güzeldi,15.ayda:)Gerçi öncesinde 3 ay asansördeki teyzeden parktaki anneanneye kadar geniş bir kitleye her çocuğun gelişim sürecinin farklı olduğunu,illa ki 12.ayda yürüyecek diye birşey  olmadığını,erken ya da geç yürümenin zeka gelişimiyle ilgisi olmadığını anlatmaktan soldum ama olsun.Bazen de isyan ettim ama.Sabahlar olmadı yahu bazı geceler.Daha geçen pazar sabahı uyumak istiyorum artık diye ağladım.17.ay bitiyor daha ne memesi gece yarılarında anlamıyorum ki.Hayır,hayallerimdeki bakıcı ablayı da bulduk.Ayrı bir yazı konusu bu.Gündüzleri tek başına uyumayı da öğrendi ki benim için hayaldi,gerçek oldu kısmı bu olayın.Ama hala geceleri mammma mamamma şeklinde isyanlarda.Neyse ki son on beş gündür "aannniii"diye sesleniyor geceleri de hayata biraz daha az saydırarak kalkıyorum...Diğer taraftan doğduğundan beri en büyük hayalim olan kendi kendine yiyen çocuk hedefime ulaştım artık.Mission accomplished. Kayra'yı beslemiyoruz.Bizimle beraber masaya oturuyor ve yiyor(mama sandalyesin  de tabi).Bak bunun için çok çalıştım ama sadece yemek saatlerinde değil oyun saatleri için de tabaklı,çanaklı,bıçaklı evcilik seti aldım.Cırt cırtlı sebzeleri olandan.
Öyle hırs yapmışım yani:))Bu çocuk 2 yaşında çatal bıçak kullanıp yemek yiyecek arrrkadaaaşşş.Ahaha anne burda çıldırmış:))

   2017'den büyük büyük beklentilerim yok.2016'dan da yoktu ama kendisi beni hırpalamayı tercih etti.Biraz mutluluk,huzur ve uyku fena olmaz ama.İşime geri dönüyorum mesela bugünlerde.Yavaş yavaş suya alışıpta girer gibi bir geçiş süresi yaşıyorum.Az az,sakin sakin bir dönüş yapıyorum.Sanki 3 yıllık bir tatilden geri gelmişim gibi.Bak amaç hedef koymaksa  koydum ben hedefimi.Geleneksel diş hekimliğinden dijital diş hekimliğine geçişi hedefliyorum bu yıl.Bunun içinde teknolojik bilgi seviyemi "bilgisayarı açtıııım,bilgisayarı kapadııım"dan daha ileri bir noktaya taşımam gerekiyor,onun için çalışıyorum.Kendi adıma şu ana kadar yaşadığım en büyük teknolojik devrim bu bloğu açmamdır.Hoş onu da unuttum.Değiştirmem gereken bir sürü şey var.Nasıl yapacağımı hatırlamıyorum.Vakit de bulamıyorum.Zaten okuyan 2-3 kaldıysa ne mutlu bana...

  Yani diyeceğim o ki 2016 beni zorladı,seni de zorladı biliyorum.Bu nedenle kendisini Allah'a havale ederken,2017'ye sesleniyorum:

 Jüpiteri de kap gel,hacı...Tükendik,kuruduk buralarda....

5 Ağustos 2016 Cuma

YENİDEN İSTANBUL

Hep deniz kenarında yaşamak istedim ben,yaşadım da...Ama benim kastettiğim yaşadığım denizin kenarından denize de girebilmek,denizle bütün olabilmek filan(şaka yapmıyorum olabilirim,bilen bilir var öyle bir potansiyelim)...İşte son 3 yıldır bu hayalim gerçek olmuştu.Hatta kendimce diyordum ki çok istedim bunu evrenden,o da cevap verdi sonunda.

Ama demek ki konunun benim isteğimle,evrenin vermesiyle bir ilgisi yokmuş.Zira son 3 yıldır kendisine hiç yeniden İstanbul' a taşınmak istiyorum gibi bir mesaj gönderdiğimi hatırlamıyorum.Niye böyle cevap verdiğini de anlamıyorum.

Başa dönersek beyimin işi dolayısıyla 3 yıl önce sevinç nidalarıyla,herkesin garip garip bakışları arasında işimi,gücümü,düzenimi,herşeyimi bırakıp,ayaklarım popoma vura vura,arkama bakmadan Antalya'ya taşınmıştık.Sıcak mı?Evet,çok sıcak.Misal şu an gece 11.00 ve dışarda nefes alınmaz bir hava var.Ama bu toplamda 1,5 ay süren bir durum,geliyor geçiyor.Genele baktığımda burada yaşamaktan inanılmaz keyif alıyordum.Kafam sürekli bir tatil modundaydı
,her hafta sonu deniz için nereye kapak atsak planları yapmak,hafta içi eve 5 dakika mesafede plaja gidip yüzüp,yenilenip eve gelmek benim için sıcağın bütün etkilerini yok ediyordu.Ve salondan şu yandaki manzarayı seyretmek de sıcağın etkisini azaltıyordu(tam şu an yine ağlamam geldi.)

Bir diğer konu burda İstanbul'da hiç olamadığımız kadar sosyal olduk.Harika insanlar tanıdık,üniversiteden sonra ilk defa dost edindik(yaş ilerledikçe dost edinmek niye zorlaşır?).Arda çok güzel arkadaşlıklar kurdu.Yani güzeldi,çok güzeldi...Ve bitti.

Şimdi yine iş dolayısıyla İstanbul'a taşınıyoruz.2 haftadır ev arıyorduk,bulduk.Daha önce yaşadığımız yerde yeni bir ev...Gittim,baktım.Şöyle bir içimi yokladım özlemiş miyim diye.Özlediğim tek şey Arda'nın 1 yaşından 6 yaşına kadar geçen dönemi.Normalde olsa içimi sevinç kaplar taşınacağım diye,şimdi hiçbirşey hissetmiyorum.10 yıllık evliliğimizde bu 5.evimiz olacak(maşallah).Her seferinde acayip heyecanlı olurdum.İlk defa bu kadar hüzünleniyorum.

Bunun bir nedeni olduğunu,bizim için yeni bir kapının açılacağını biliyorum.Yapmam gereken gerçeği kabullenip,İstanbul'a taşınıp,işime geri dönüp yeniden üreten,çalışan bir insan olmak.Yılda 10 günlük deniz tatili planını da kıştan yaparım olur biter.O yüzden içimdeki elleri buruşana kadar denize girmek isteyen sevgili çocuğu şu an olgun bir anne olmaya davet ediyorum herkesin huzurunda...

2 Nisan 2016 Cumartesi

KAYRA'NIN UYKUSU,AĞRIYAN DİŞLERİM...

Ben geldim...Açmışım yine arayı...Nedenlerini aşağı da anlatacağım ama önce kışın 4-5 kilo alıp hala o kiloları vermek için motive olamadıysanız süper bir önerim var.Şu an bazı mayo markalarında geçen sezonun mayo ve bikinileri çok uygun fiyata satılıyor ya...Gidin ve almayı deneyin.Kabinden çıktığınızda motivasyonun zirvesinde bulacaksınız kendinizi."Yemek mi?O da ne?,"falan diyeceksiniz.Şahsen dün tam olarak bunu yaşadım.Aman tanrım diye attım kendimi kabinden dışarı.Acı gerçekle yüzleştim sonunda....

Kayra'nın uykusu bu ara yine cortladı.Yani tam cortlamadı da uykuya dalma aşamasında bu hafta ruhum bedenimden yükselip yükselip geri geldi.Özellikle gece emzirerek uyutuyorum,tam yatağa koyuyorum başlıyor kıpır kıpır kıpırdamaya,alıyorum kucağa sallıyorum,yine uyutuyorum.Tam yatağa koyucam yine aynı senaryo.1-2 saat sonra sinir küpü çıkıyorum odadan.Bir turda Kıvanç'la tartışıp yatıyorum.Neden tartışıyorum?Çünkü çok normalmiş uyumaması,ben  bu kadar gergin olursam o da uyumazmış.Yahu diyorum 45 dakika sakin sakin duruyorum sonra deliriyorum ben ama anlatamıyorum.Vurup kafayı yatıyorum.Yani çocuğun hiç mi suçu yok:)

Bu hafta çoğu zaman 10'u geçti gece uyuması.Ama sonra 5 saat falan uyudu.Birgün de saatinde uyudu.Bu sefer de gece 1'de bir kalktı 3,5'ta uyudu tekrar.Artık karanlık odada çocuk uyutmaya çalışmaktan baymış vaziyetteyim.

Oysa bir süredir baya düzene girmişti uykuları.Genelde 8,5-9 arası uyuyup 5-6 saat sonra uyanıp emip tekrar uyuyordu.Geceleri sadece 2 kere kalkar olmuştum.Buna da son derece razıydım.Gerçi yine 2 kere kalkıyorum ama akşam 9'dan sonrası benim için önemli.O saatlerde artık pilim bitmiş oluyor.Bir şekilde şarja takılmam lazım.

Ve dişlerim ağrıyor.Sol alt çenemde deli gibi ağrım var.Ağrı yapabilecek bir sürü neden var.Mesela yıllardır çektirmeye üşendiğim  yarı gömük(üzerinde bir miktar dişeti var)20 yaş dişim var.3 tanesini çektirdim,bunu saklıyorum yıllardır.Mesela 17 senelik 2 tane amalgam(gümüş)dolgum var.1.sınıftayken çok tecrübeli olduğunu düşündüğüm 5.sınıf öğrencisinin yaptığı dolgulardı.Oysa bir 5.sınıf öğrencisi hayatında toplam 20 tane dolgu yapmıştır.Ve sonradan anladığım tecrübeliyim demek için 1000 tane falan yapılması gerekiyor.Tabi 17 sene idare etti beni o ayrı ama dolguyu yaptırırken çocuğa acayip güveniyordum.5.sınıftaydı sonuçta,boru değildi yani:)))Bir de tabi bir süredir ciddi diş sıkıyorum.Bu da başlı başına bir problem ve bu problemler uzun süredir var.Ama her Türk vatandaşı gibi son dakikayı bekliyorum kendime uyuz olarak.Dahası son dakikanın içindeyim.Çünkü 1-gece ağrım oluyor,2-kendiliğinden oluşan ağrım var.Bu da demektir ki eğer dolgulu dişlerde problem varsa kanal tedavilik hale getirdim işi.Tebrik ediyorum kendimi.20 yaşsa sorun değil zaten çekilecek.Diş sıkma da ağrı nedeni olabilir ama şu an için düşük ihtimal...İşte böyle 5-6 gecedir kendi kendime deli gibi ağrı çekip teşhis koymaya çalışıyorum.Bir röntgen çekebilsem çözücem kendim aslında.Bir tane ağrı kesiciyle idare ediyorum her gece.

Offf çocukluğumdan beri gece diş ağrısı çekmemiştim.10 yaşında falandım,bir gece süt dişlerimden bir tanesi o kadar fena ağrımıştı ki o geceyi hiç unutamam.An be an hatırlıyorum o ağrıyı ve adım adım öyle bir ağrıya yaklaşıyorum.Bir gece ağrı kesiciler bir işe yaramayacak ama dur bakalım.Tabi İstanbul'da olsam böyle olmazdı.Sabah işe gider tedavimi yaptırtırdım ama burda Arda'yı götürdüğüm pedodontist haricinde kimseyi tanımıyorum.Gideceğim inşallah pazartesi günü.Bakalım ne olacak?

İşte böyleydi bu hafta...Bol ağrılı,bol sinirli...Bakalım bu gece nasıl geçecek.Umarım ağrı kesicinin işe yarayacağı bir gece olur.Zira yarın pazar ve ben tüm hafta var olan ağrıyı görmezden gelip gelmeyen sonra da haftanın tek çalışmadığım günü olan pazar gününde beni kliniğe getirten hastaya fena halde gıcık olurdum."Bütün hafta aklın nerdeydi be adam,"derdim.Hayırlısı....

25 Mart 2016 Cuma

HEPİMİZ MÜKEMMEL ÇOCUK YETİŞTİRDİĞİMİZE GÖRE DAĞILABİLİRİZ

8 senelik annelik serüvenimde yapılmasını en yanlış bulduğum ama sık sık kendimi de yaparken yakaladığım şey başkalarının anneliğini ya da babalığını eleştirmek.İllaki yapıyoruz bunu.3-5 anne bir araya geldik mi o sınıftaki çok küfür eden,herkese vuran,eşyasını paylaşmayan(ki çok doğal)çocuğun annesini kendi aramızda bir değerlendiriyoruz.Yani biz bu kadar mükemmel çocuk yetiştirirken o niye çocuğuna öğretmiyor ki eşyalarını paylaşmayı,küfür etmemeyi.Ya da çocuk kiloluysa mesela niye acaba çocuğunu sağlıklı beslemiyor ki...Yargılıyoruz,kınıyoruz ve bunu iştahlı iştahlı yaparken diğer annelerden de onay bekliyoruz.

Sosyal medyayla aram hiçbir zaman iyi olmadı.Twitter hesabım hiç yok,facebook hesabımı 8 sene önce açtım ve toplam 15 şey bile paylaşmamışımdır.Çünkü hep şöyle düşündüm"Yahu kim ne yapsın benim yediğimi,içtiğimi,giydiğimi,düşündüğümü,çoluğumu,çocuğumu,hafta sonu nereye gittiğimi."Ayrıca toplumsal olaylarda da duyduğum üzüntüyü kendi içimde yaşamayı tercih ettim.Klavyenin başına geçip dövünmenin bir anlamı olmadı benim için.Neyse çok uzattım.Zaten bunları yapmayıp sonra blog açtım,çelişkiye gel yani.Sonra bu blog için bir instagram hesabı açtım aralık ayının ortasında.O günden beri 3-5 birşey paylaşıyorum ama daha önemlisi annelikle ilgili bir çok bloğu ya da siteyi instagramdan da takip ediyorum.Bir sürü de faydalı şey öğreniyorum şahsen.

Şimdi iki paragrafı nasıl bağlayacağım bak.Bundan sonrası dedikoduya mı girer,eleştiriye mi girer,etik midir,o kişinin yaptığı yanlışı ben de mi yapıyorum şimdi bilmiyorum.Olay şöyle gelişti.Bu hafta ilk defa Kıvanç'la 2 saatliğine ayrı düşmüştük.Sonra ben onu gittiği yerden arabayla almaya gittim.O sırada Kayra arabada uyudu,Kıvanç'ın işi uzadı derken ben park halindeki arabada "İnstagrama bakıyım bi," dedim.Bir süredir takip ettiğim,bazı yorumlarına çok katıldığım blogger annelerden biri 1 yaşında çok kilolu bir çocuğun fotoğrafını anneden izinsiz olduğunu düşündüğüm şekilde paylaşıp,altına da şunu yazmış:

"Arkadaşlar sizce bu fotoğraf güzel mi şimdi?Bence çok kötü,çok sağlıksız,yazık bu çocuğa.İşte gelecekte obeziteyle mücadele etmek zorunda kalacak bir çocuk.Zavallı minik organları yağ altında eziliyor,çocuklarınızı böyle beslemeyin.Kilo varsa sağlık yoktur."Alt metinde obezitenin zararlarını vurgularken üst metinde anneyi  ve çocuğu harcıyor.Bir an Arda'nın bebeklik durumu geldi gözümün önüne.Bir yaş öncesi o kadar olmasa da Arda da kilolu bir bebekti.Sonra alttaki 3-4 tane yoruma baktım.Orda da benim eltimgillerin çocuğu da böyle tarzında saçma sapan yorumlar,şakşaklar,paylaşan anneden"Evet,evet bir yaşında,"diye onaylamalar...

Normalde benim ona buna yorum yapmak gibi huyum yoktur,çok çekinirim.Ama dayanamadım ve dedim ki:

"Benim de ilk bebeğim 6 aylıkken sadece anne sütüyle 10,5 kilo olmuştu ve benim anneliğimin ilk 6 ayı kapıdan dışarı çıkar çıkmaz asansördeki teyzeye,yoldaki amcaya,çocuğumun fotoğrafını görüp"Bu çocuğu doktora götürsünler(çünkü ben çocuğumu aylık kontrollere götürmüyordum sanki de senin aklına muhtaçtım),obez bu,"diye yorum yapan bilimum çok sevdiğim uzak akraba tayfasına anne sütüyle obez olunamayacağını anlatmakla geçti.Oğlum bir yaşına gelince,yürümeye başlayınca ve ek gıdaya geçince normale döndü.O yüzden lütfen çocukların fotoğrafına bakıp"Ay çok kötüüü,ay çok sağlıksız diye değerlendirmeden önce anneleri de bir dinleyin,"dedim ve Kıvanç geldi ve yola koyulup eve geldik.

Bir yandan da kendi kendime diyorum ki"Kızım sana ne yaaa,kadın şimdi kalksa sana mı sorcam 2minikadamın anası dese,kalcan öyle.Haklı,sosyal medya orası paylaşır istediğini..."Ama sonra geçenlerde kendi kızının fotoğraflarını izinsiz kullandılar diye son derece haklı ve son derece sinirli bir şekilde tüm gün yaptığı paylaşımlar ve arkasına takipçilerini de alarak elinde kılıcı Cesur Yürek'teki William Wallace gibi adamlara saldırışı geldi aklıma.E bu yaptığı neydi şimdi?Yine kendi kendimi gaza getirip sinirlenip indim arabadan.Evde bir bakıyım ne olmuş diye açtım yine instagramı.Aman Allam benim yaptığım yorum nasıl naif nasıl güzel kalmış.Millet demediğini bırakmamış.Hem onun adına üzüldüm hem de hatasını anlamıştır herhalde diye düşündüm.

Yanlış düşünmüşüm.Önce paylaştığı resmi sildi."Demek ki bebeğin annesinin haberi yokken paylaştı," dedim.Şimdi de özür diler diye düşünürken hanımefendi ne dedi?"Hey siz,herşeyin altında kötü niyet arayan insanlar bu kadar uğraşacağınıza takibi bırakın".Dumura uğradım resmen.Kendimi bir an paralel terör örgütü üyesi ilan edilmiş gibi hissettim.En ufak şekilde hatasını anlamadığı gibi bir de savunacak neredeyse yaptığını.Saygıyı sadece kendi bebeğine ve kendisine bekliyormuş anladığım kadarıyla.Bıraktım tabi takibi.Sonuçta takiplerle,alkışlarla yaşamıyordur heralde.Benim takibi bıraktığımdan haberi de yoktur.

Saçma sapan bir olayı dakikalardır yazıyor olabilirim.Dahası bunun yüzünden bugün 1 saatimi instagramda geçirdim.Bir yandan böyle şeylerle uğraştığım için kendime de kızgınım.Daha faydalı şeyler yapılabilir bu hayatta.

Sonuç olarak sürekli anneleri,babaları yargılıyoruz,bayılıyoruz buna.İstiyoruz ki herkes bizim gibi olsun.Hepimiz en doğrusunu biliyoruz.Kimimiz bunu 3-5 kişi arasında yapıyor,kimimiz sadece akşam eşiyle yargılıyor,kimimiz de böyle bilmem kaç bin takipçisinin verdiği gazla yargılamaya çalışıyor.Ne bekliyordu ki o fotoğrafı paylaşınca?150 kişinin"Evet,haklısın,amma kilolu bebek,iğğğreenççç,kahrolsun obezite,"demesini mi bekliyordu?Görüldüğü üzere hala sinirliyim...

Umarım hepimiz sandığımız kadar mükemmel çocuk yetiştiriyoruzdur.Zira ülkenin geleceği hiç parlak değil,bizim çocuklar kurtarır belki...








22 Mart 2016 Salı

BİR FİNCAN ÇAYLA GEÇEN GÜNLER

Bir haftadan fazla olmuş yazmayalı.Arda'nın test sonuçları süper ötesi normal çıktı.Yani bir bakıma benimki bir rahat batması oldu.Sapasağlam çocuğu doktora götürüp kendi kendimi 15 gün çaresiz dertler içindeymiş gibi hissettim.Oysa bunu kendi kendime yapmama da gerek yoktu bu diyarlarda yaşarken.Tüm değerleri normalmiş,ama kilo vermeli dedi doktor(bana göre 5,doktora göre 11,etrafımızdaki insanlara göreyse hangi kiloyu verecek ki...)Nasıl rahatladım o gün.Doktorun odasına girerken gergindim,çıkarken bir yanağından makas almadığım kaldı.O da daha bir yapıcıydı ama son görüşmemizde,konuştuk uzun uzun,düzenli aralıklarla kontrole devam deyip ayrıldık tatlı tatlı.Bitti,gitti...

Bu hafta ve hatta belki önümüzdeki hafta benim için güzel geçebilir.Çünkü eğer Kıvanç benim saf ve temiz duygularımla oynamıyorsa çoook uzun bir aradan sonra yaklaşık 2 haftalık bir süre işe gitmeyecek.Tabi bu çalışmayacak anlamına gelmiyormuş,bunu ben dün sabah idrak ettim.Zira ne mail yazması bitti ne de telefonu sustu ama olsun,evdeydi ya bana yetti.Uzun bir aradan sonra gündüz uyudum mesela.Çünkü normalde Kayra ha uyandı ha uyanacak derken stresten mümkün değil uyuyamıyordum.Bugün resmen koltukta uyuyakalmışım,nasıl rahat nasıl huzurlu bir gündüz uykusuydu anlatamam.

Bu iki haftayı sağlıklı yaşam ve beslenme için ayıralım dedik.Sağlıklı yaşam kısmı tamam.2 sabahtır 1'er saat yürüdük.Sonra hafif kahvaltı,biraz çay keyfi ve benim kendimi tutamayıp bulduğum herşeyi yememle sonuçlanan bir süreç gelişti 2 günde.Yani beslenme kısmında işi batırmış durumdayım.Sırf bugün yediğim gereksiz şeyleri yazsam herhangi bir diyetisyeni sinirden ağlatabilirim.Dün duyduğum pişmanlığın bugüne bir faydası olur diye düşünmüştüm ama görüyorum ki yemek yeme konusunda bugünlerde nato kafa nato mermer bir haldeyim.Altta yatan nedenleri biliyorum,ihtiyacımdan çok daha fazlasını yediğimin farkındayım ve ilk defa motive olup kendimi engelleyemiyorum.Bence en önemli neden gece uykusu.Çünkü geçen yıllara göre hayatımda en çok bu değişti.Yetersiz gece uykusu hem karbonhidrat ihtiyacımı arttırıyor hem de kilo vermemi engelliyor.Ve tabi daha bir sürü şey yemek yememi tetikliyor.Çok da önemli bir konu değil,geçelim...

Bir de halledilecekler listemiz var.Çok ümitli değilim ama onları yapabileceğimiz konusunda.Çünkü kendimi şu ara acayip yaymaya müsait hissediyorum.Kıvanç da bunu görmüş olacak ki listeyi yapmış, kendi yaptıklarına da dünden beri tik koyuyor.Ben de elimde çay fincanım benim yapacaklarımı da listeye o yazsın diye yalvarıyorum.Hayatında bir günlük,bir haftalık,bir aylık ve 5 yıllık planlar dahilinde yaşayan bir insandır benim kocam.Kendisini tanıdım tanıyalı defterleri vardır ve yapacakları orada yazılıdır.Ben de genel olarak yapacaklarımı yazmaya bile üşenirim.

Yani bu hafta biraz farklı bir hafta.Yapılacak çok iş var ama yapacak kişiye şu anda ulaşılamıyor,lütfen daha sonra tekrar deneyiniz durumundayım elimde çayımla...

En kısa zamanda daha ciddi konulara da değineceğim inşallah...:))



14 Mart 2016 Pazartesi

KÜÇÜCÜK BİR MUTLULUK NOTUYDU

Dün öğleden sonra akşam üstüne doğru kısacık bir mutluluk notu paylaşmıştım sonrasında o küçücük mutluluktan utanacağımı bilmeden.

Demiştim ki"Antalya'ya bahar geldi,şimdi en güzel zamanı...Sıcağı omuzlarında bir yük gibi taşımadan,insanca nefes alarak güzel havanın tadını çıkarma zamanı..."

"Sonra bir de Kayra var,"demiştim."Acayip mutlu ve gülen bir bebek oldu.Kendi kendine bile gülüyor.Az önce onu yıkadım,sularla oynadık dakikalarca,sonra öpe koklaya giydirdim,uzun uzun emzirdim,uyuttum.Benim gibi mütemadiyen endişe içinde olan,sabah kalktığında kafasında endişelenecek şeyler listesi bulundurup,sürekli oraya maddeler ekleyip,çıkaran birinden nasıl böyle bir bebek oldu,"demiştim."Şurda 40 yaşıma sayılı yıllar kala,2.çocuk fikrini kafamdan silmişken,birdenbire bebek kokusunu özlememin ve hatta duymaya başlamamın nedeni belki de Kayra'nın bana mutluluğun kitabını yazacak olmasıdır.Belki Arda'dan bir sürü şey öğrendiğim gibi ondan da nasıl pozitif ve mutlu olunur onu öğreneceğim,"diye yazmıştım.

Arda gelecekti birazdan ve sinema partisi yapacaktık."Kısaca,"dedim,"Şu an çok mutluyum ve kafamdaki endişelenecek şeyler listesine bugün göz atamayacağım,kusura bakmasın..."

Sonra yemek yedik,Kayra'yı yatırmak üzereyken "Şöyle bir sosyal medyaya göz atayım,"dedim.Yine herkes siyah ekranı paylaşıp üzerine düşen görevi yapmaya başlamıştı.Ben yapamıyorum öyle şeyler.Elimden sadece o kadarının gelmesinden utanıyorum belki de.Birden aklıma az önce ne kadar mutlu olduğum geldi,paylaştığım yazı geldi...

O utançla hemen bloğa girip yazımı taslağa döndürdüm.Çünkü bu ülkede mutluluk tablosu taslak olarak kalmaya mahkum.Ben de kafamın içindeki endişelenecek şeyler listeme dönüp maddeleri yeniden sıraya koydum.

MADDE 1-Bu ülkede,bu şartlarda yaşamaya nasıl devam edeceğiz?

MADDE 2-Bu ülkede çocuklarımızı nasıl insan gibi yetiştireceğiz?

MADDE 3-Bu ülkede küçücük,bir anlık mutluluğumuzdan bile utanç duymadan yaşayabileceğimiz
                   tek bir gün olacak mı?

Çok üzgünüm...


7 Mart 2016 Pazartesi

PAZAR SABAHIYMIŞ GİBİ YAPMAK(MİM SORULARINA CEVAP)

Şu pazartesi sabahında evin bütün odaları hatta koridor da dahil kendi çaplarında bağımsızlıklarını ilan etmiş kalkın gidelim durumunda da olsalar,yemek yapmak zorunda da olsam,Kayra'nın yarım saatliğine mi yoksa 2,5 saatliğine mi uykuya daldığını bilmediğim dakikalarda ben pazar sabahı keyfi yapıp,yayılmak istiyorum.Haftanın geri kalanına sorunsuz devam etmek için buna ihtiyacım var.

2,5 aylık uzuuuun blog hayatımda mim ne demek 1 ay önce falan öğrenip,geçen hafta yeni yazı yazsa da okusam diye sabırsızlıkla beklediğim ve çok severek okuduğum Dukuju tarafından mimlendim.Sorular şöylemiş,cevaplar böyleymiş,buyrun...

1- Yakın çevrenizdeki insanlara blogunuzdan söz ediyor musunuz?
 
Hayır,etmiyorum.Var,birkaç kişi bilen,çok yakın bir arkadaşım da biliyor ama genelde söylemiyorum.Çünkü söylersem kendilerini okumak zorunda hissederler ki zorla okunmak istemem.Ayrıca daha rahat yazıyorum böyle.Bir de tanıdık birilerinin beni okumasından utanıyorum.Niye bilmiyorum.O yüzden instagramda bile yakın çevremi takip etmiyorum,yanlışlıkla linki görürler ve okurlar diye(Hasta mıyım neyim?)

2- Neden blog yazıyorsunuz?

Kayra uyumadığı için.Şaka ama gerçeklik payı var.Şöyle:Ben bu blog dünyasından bihaber kendi kendime takılan bir insandım.Sonra hamilelik çıktı.Birkaç bloğu takip etmeye başladım.Ama çok öylesine...Sonra Kayrik bir doğdu,benim hayat bir alt üst oldu.Ben kendimi sürekli internet tepesinde bebekle ilgili birşeyler okurken buldum.Uykusuz gecelerin bir sabahında Öğrenen Anne yi buldum mesela,süperdi.Daha birkaç tane var öyle.Sonra Dukuju...Bir baktım yalnız değilim aslında.Bir de bir sürü bebek eğitim kitabı falan okudum,uygulamaya çalıştım,yüzüme gözüme bulaştırdım.Bu arada sürekli kendi kendime konuşuyorum ne kadar çok salaklık yaptığımla ilgili.Yazsam mı falan derken en büyük olay i-na-nıl-maz teknoloji özürlü biri olarak kendi kendime "Kıvaaaanç"(kocam)diye bağırmadan bloğu açtım.E buraya kadar gelmişken yazmasam olmazdı.

3- İlk yazınız ile son yazınız arasında ne gibi farklar var?
İlk yazımla son yazım arasında daha 20 yazı var.Şimdi şöyle hani kendi ses kaydı insana korkunç gelir,"Benim sesim böyle mi,ya"diye panikler,dinleyemez ya(ya da benim öyledir)...İşte ben bir de buna ek olarak yayınla tuşuna bastıktan sonra yazımı dönüp okuyamıyorum.Korkunç geliyor.Hatta geçen gün ilk yazımı okumak istedim,rezillikti.Yarım saatte yazmış,bir kere kontrol edip yayınlamışım.Bir sürüüü hata vardı.Bir düzeltip,güncelledim ama kimbilir sonrakiler nasıl?Biraz düzgün Türkçeyle yazmaya çalışıyorum ama olduğu kadar.Onun dışında içerik olarak yoktur bir fark.İlk 2-3 yazı Kayra ve uyku üzerine,baymış olabilirim...

4-Blog yazmak normal yaşantınıza ne kattı?

Heyacan kattı.Arada sanki bir işim varmış gibi hissediyorum kendimi."Ama benim bu akşam yazmam gerek"falan diyorum,havalı oluyor.Aslında Antalya'ya taşındıktan sonra burda harika dostlar kazandık,İstanbul'a göre çok daha sosyalleştik ama doğum sonrası ekim-kasım gibi benim kendimi çok yalnız hissettiğim bir dönem oldu.Blog sayesinde yalnızlığım azaldı,evde oturup muhabbet edebileceğim güzel insanlar tanıdım,kendimi bulduğum güzel yazılar okudum.

5-Yakın arkadaşlarınıza blog yazmayı önerir misiniz?

Hayır,önermem.Çünkü bugüne kadar aramızda blog lafı geçmemişken "blog yazsana"desem,kendimi tutamayıp,ele veririm.Bir de bu içten gelen birşeydir,banane...

6-Hangi kaynaklardan ilham alıyorsunuz

Gördüğüm her güzellikten ilham alıyorum.Hahaha,şaka.Evde 8 yaşında ve 7 aylık kapı gibi iki tane ilham kaynağına ek,hafif dengesiz bir anne var.Yeterli bence...

7-Diğer blog sahipleriyle iletişim kuruyor musunuz?

Bulaştığım birkaç tane blog sahibi var,malesef.Yazılarında o kadar çok kendimi gördüm ki dayanamadım...

8-Rahatsız olduğunuz konular var mı?

Var,şu an çok rahatsızım mesela...çünkü teknoloji özürlüyüm.Kendi yazı fontumu kaybettim,düzeltemiyorum.Saçma sapan bir görüntü oldu.Kayra da uyandı uyanacak.Böyle yayınlayorum valla...Daha bunları yapamazken bloğumu daha özgün,daha albenili bir görsele kavuşturmak benim için şu an bir hayal olsa gerek...

Son not:Bu benim ilk mimlenmemdi.Bu yazıdan sonra sanırım beni okuyan birkaç kişi de kendi yollarına gidecekler.Herşey çok güzeldi...

 Sevgiler...

5 Mart 2016 Cumartesi

OBEZ Mİ?YOOOK ARTIK...

Bugün "Artık her dakika sağlıklı besleniyoruz" sloganıyla 101.kez dağılan mutfağı toplayıp,Kayra'yı 8 ya da 9.kez uyutup,yatağına yatırıp,totomu da ilk defa sandalyeye koyup,sesleniyorum...

Konumuz Arda ve çocuk sevmeyen,empati yoksunu çocuk endokrinolojisi profesörü(endokrinoloji=hormon,mormon)...

Şimdi Arda doğdu doğalı iri yapılıydı.Bu çocuk,anne sütüyle 6.ayda 10,5 kilo olmuştu.Sonrasında da her daim yaşıtlarına göre ya da kilo-boy persentiline göre 1-2 kilo fazlası ve 1-2 cm uzunluğu olmuştur.Ben de yaklaşık 10 senedir belli bir kiloda kalma savaşı veren bir tip olduğumdan bu yeme içme işine genelde özen gösteririm.Ara ara dönemsel sapıtır(şu ara olduğu gibi)3-4 kilo alır sonra veririm.Ama 10 senede sağlıklı beslenme hakkında araştıra araştıra baya bir bilgi sahibi olmuşluğum da vardır.Arda'ya da mümkün olduğunca uygulamaya çalıştım ara da ipin ucu kaçsa da iyi kötü,2-3 kilo fazlayla kasım ayına kadar gelmiştik.Yazın düzenli yüzme dersleri de alınca oldukça da iyi durumdaydı yazın sonunda.Okulunu değiştirince hafta içi aşşşşırı derecede abur cubur tüketme olayı da bitmişti bu sene.Çünkü okula dışardan yiyecek getirmek yasak,kantin yok,herşey saatli şekilde uygun kalorilerle veriliyor(tabi bizimki bazen 2.hatta 3.tabak pilavı istiyormuş ama genelde öğretmeni izin vermiyormuş).Geçen yıl gittiği okulda herşey serbestti.E çocuğu da her saniye okulda kontrol edemiyordum.Eve almasak bile okulda o kadar çok yiyordu ki okuldan almamızda ki en büyük 2.nedendi.

Evde bir bebek olmasıydı,uykusuzluktu,vakitsizlikti derken bu kış evdeki 3 kişide de bir miktar kilo artışı oldu..Baktık Arda'da çok az bir göbek oluşmuş,hemen spora başladık geçen hafta.Zaten uzun süredir de Arda' yı gelişimi açısından bir muayne ettirmek istiyorduk,zamanıdır dedik,bir arkadaşımdan bu doktorun adını aldım ve dün akşam üstü gittik.

Gider gitmez Arda'nın boyu kilosu ölçüldü,bizim boylarımız ölçüldü,doktorun yanına vardık.Kilo benim tahminimin 2 kilo üstü çıktı(normalde ben de evde tartıyordum ama 1-2 aydır tartmamıştım).Dedim ki böyleyken böyle,genel kontrol istiyoruz,bir de kilo fazlamız var ne yapabiliriz.Bu arada maaile odadayız.

"Kilosu fazla"dedi."Biliyorum"dedim."Abur cubur var mı" dedi."Olmaz mı,çok seviyor,kontrol altında tutmaya çalışıyoruz sürekli"diyecektim ki benim "Olmaz mı?" dememle "Olmaz tabi efendim" diye bir atarlandı.Ben kendimi bir anda gündüz kuşağı programlarında Canan Karatay'a "Şeker zararlı mı?" hocam diye soran 50 yaşındaki teyze gibi hissettim.Bu arada Arda ayağını sallıyormuş sandalyade son derece kaba bir şeklide "Yapma ayağını" dedi.Konuşmaya devam ederken Arda her sekiz yaş çocuğu gibi nedeni açıklanmadan "Yapma" dendiği için yapma denilen şeyi bir daha yapma gereği duydu.Çocuğa yüzü gözü oynayarak "Sallama ayağını" diye bir çıkıştı,derin bir nefes alıp sustuk.Arda da gerildi.

"Bakalım" dedi "8 yaşında çocuk kaç kilo olmalıymış,şu kadar kilo,yani 11 kilo fazlası var" deyip bizi 1.dakika şoka sokup sonra dediki "Ama tabi boyla beraber bakmak lazım.Boyu da önde,dolayısıylaaaa"...Elindeki hesap makinesiyle çarptı,böldü,topladı,hık dedi ,mık dedi(gerçekten 11 kilodan sonra ne dediğini hatırlamıyorum,bir de Arda tekrar ayağını salladı sallıyacak diye bekliyorum),eline kırmızı pilot kalemi alıp "Kısaca çocuğunuz OBEZ" deyip,muayne kartının ortasına Arda'nın da görebileceği şekilde,yazdı.Yooook artık.O anda yaşadığımız şaşkınlığı şu anda kelimelere dökemiyorum.Çünkü Arda bu haliyle obezse ben bu kadının gerçekten dötü,göbeği,yanakları olan çocuklara ne dediğini merak ediyorum.

Yolda gördüğümüz yüz kişiye Arda'yı gösterip sorsak "Bu çocuk şişman mı?" diye şişman bile demezler.Kalın,yapılı ama sağlıksız bir duruşu yok."Göbek çıkıyor,eyvah!" dediğim noktada aldık doktora götürdük zaten.Bunun bir öncesi hangi adım olabilirdi bilmiyorum.

Bitti mi bitmedi."Şimdi muayne edelim"dedi.Muayne sırasında da karşılıklı gerildik,bir güzel.Yok ayakkabı geç çıktı,yok orasını elletmedi,bir afra,bir tafra.Muayneden sonra"Arda'yı dışarı alalım" dedi.Kağıdın ortasına kırmızı kalemle obez yazdıktan sonra Arda'yı dışarı çıkartmanın ne anlamı kaldıysa artık diye düşünürken ben,kapının kapanmasını takiben içinde erken ergenlik,erken ergenlikse boyunun kısa kalabileceği,değilse böbrek üstü bezlerinde sorun olabileceği gibi bir dizi felaket senaryosunu daha önüme sürdü.Bir sürü kan tahlili ve büyüme gelişiminin takibi için el-bilek röntgeni istedi.

Ben muaynehaneden nasıl çıkıp eve geldiğimizi hatırlamıyorum.Acayip üzüldüm,acayip sinirlendim.Zaten bu aralar herşey beni normal sinirlendirmesi gerekenden 10 birim fazla sinirlendiriyor,bir de böyle abuk subuk şeylerde baya öfke nöbeti geçiriyorum...

Şunu anlamıyorum:Evet.Arda obez olabilir,erken ergenliğe giriyor olabilir,başka bir sürü şey olabilir.Ama bunu anlatmak için şu an buraya en az yüz tane olumlu,karşı tarafa güven veren,samimi cümle yazabilirim.Bu nasıl bir tarzdır ya rabbim...Özensiz,kaba,çocuğu,anayı,babayı geren bir tavır.Hayır bütün işi de çocuklarla kadının.

Bu sabah aç karnına kan vermek ve tahlilleri yaptırmak üzere evin yanındaki hastaneye gitti Arda babasıyla.Sigorta prosedürü gereği ordaki doktor da muayne etmiş.Hatta formalite falan demeyip ciddi ciddi muayne etmiş.Ama Arda'nın dediği bu doktorun dünküyle alakası yokmuş.Babasının dediği,doktor demişki "Evet 5 kilo fazlası var ama konunun obezetiyle yakından uzaktan bir alakası yok".Ama istenen tüm kan değerleri çok gerekliymiş.

Benim de istediğim zaten bu kan değerlerine bakılmasaydı.Çünkü çağımızın yeni sorunu kilo ve erken ergenlik.Test sonuçları cumaya çıkacakmış.Biraz gergin bir bekleyiş olacak benim için.Eğer kan değerleri normal çıkarsa ki çok fazla aksini düşünmüyorum bundan sonrası bir diyetisyen ve bol miktarda spor.Diyetisyen istememin nedeni ben haricinde birinin Arda'ya sağlıklı beslenmenin önemini anlatması.Ben her saniye onu kontrol edemem,kendini kontrol etmeyi öğrenmesi lazım.2 sene sonra arkadaşlarıyla dışarı çıktığında ne yiyeceğine kendi karar verecek.Spor zaten herkesin hayatında olmalı.

Olan bizim hafta sonları dışarda yediğimiz birkaç öğüne oldu.Zaten hafta içi genelde evde yiyoruz,bundan sonra hafta sonu da çoğunluk evdeyiz anlaşılan.En azından bir süre için.Bu durumda ben de şu 3-4 kiloyu(5-6 da olabilir)veririm belki...






1 Mart 2016 Salı

ARDA KAYRA'YI KISKANIYOR MU?

Evet,kıskanıyor.Ama bunu hareketlerine yansıtmak yerine sözel olarak dile getiriyor,çözüm üretiyor,kendi içinde kabullenmeye çalışıyor.

Geçen yıl ya 4 ya da 5 aylık hamileydim,bir cumartesi günü Arda'yı resim kursundan almaya gittim.İçeride resim öğretmeninin oğlu da vardı.Biraz sohbet ettik hep beraber,sonra da ayrıldık.Tam merdivenlerden iniyorduk ki anne seninle arabada "araba konuşması" yapacağız dedi.Güldüm."Gerçekten mi?Bir hata mı yaptım?"falan dedim,bindik arabaya.Dedi ki"Bir yere gittiğimizde eğer orada benden küçük çocuklar varsa hemen onlarla ilgilenmeye başlıyorsunuz.Aynısını babam da yapıyor(Bu arada başka arkadaşlarımızın çocuklarından örnekler veriyor gün gün.).Onlardan büyük olabilirim ama benim de çocuk olduğumu unutmayın.Aynısını kardeşim doğduğunda da yapacaksınız,biliyorum."Çocuk kendi derdini bulmuş,çözmüş,dile getirdi.Çözümünü de sunuyor,kardeşim olucak ama sakın benim de çocuk olduğumu unutmayın diyor.Uzun uzun öyle olmadığını,nedenleri,nasılları konuştuk.Özellikle söylediğim onun o an için böyle endişelere sahip olmasının normal olduğu,kardeşi doğduğunda bizim ona olan sevgimizin değişmesinin mümkün olamayacağı,bunu da ancak zamanı geldiğinde anlayacağı oldu.Zamanı geldiğinde gereksiz yere korktuğunu anlayacaktı.Doğuma kadar ara ara bu tür konuşmalar geçti aramızda.

Doğumdan 3 hafta sonra Arda,Kayra,ben ve annem evin çok yakınında bir mağazaya gittik.Önden düğmeli birşeyler bakacaktık.Tesadüf satış elemanı da hamileydi,birkaç aya doğum yapacaktı.Biraz ama gerçekten biraz Kayra'yla ilgilendi.Kendisine bol bol önden düğmeli gömlek stoğu yapmasını söyledim,güldük,ayrıldık mağazadan.Arda dedi ki"Az önce ne olduğunu gördün mü anne.Herkes bir anda Kayra'yla ilgilendi,Kayra'yı sevdiler,kimse bana bakmadı.SEN DE BENDEN HİÇ BAHSETMEDİN..."Herşey dediği gibi olmuştu.Bunları söylerken de yüzünde bir burukluk vardı.Hadi bakalım anlattık yeniden yenidoğmuş ve küçük bebekleri insanların çok az gördüğünü,o yüzden onların çok dikkat çektiğini,2 yıl sonra aynı insanların Kayra dururken başka küçük bebekleri seveceklerini,bunun doğal olduğunu,ikisinin de bizim için çok değerli olduğunu...

Aradan 6 ay geçti.Hala dışarıda biri Kayra'yı severse  hemen arkasından bir söylenmeye başlıyor.Ama artık daha çok Kayra'nın yanına gidip onu öpüp,sevmeye başlıyor.Bunu bence 2 nedenden dolayı yapıyor.1-Kayra'yı ciddi anlamda çok seviyor ve sahipleniyor yabancılara karşı.2-Kayra'yı severek insanların da onu sevmesini bekliyor.Ve ben bir anne olarak o an içimden Allah'ım lütfen dönüp Arda'ya da birşeyler desinler diye dua ediyorum.Demezler ve umursamazlarsa ben de içimden o insanlara kırılıyorum.Neyse ki çoğu zaman karşıdaki insan durumu hemen çakıp Arda'nın abiliğine de bir vurgu yapıyor.

Aslında kıskançlık değil de tanımlıyamadığım başka bir şey hissediyor.8 yıldır evimizin bir tanesiydi.Evet,kardeşi olmasını çok istedi,çok bekledi(Bana artık tarih verin diye elini masaya vurmuşluğu vardır)ve gerçekten kardeşini çok seviyor. Ama şimdi tüm düzeni bozuldu.Evde sadece ona göre değil bir bebeğe göre de hareket ediyoruz(Hatta bebeğe göre daha çok hareket ediyoruz.Çünkü doğrusu bu.)Bunu kabullenmeye çalışıyor sessizce.Zaten sakin ve sevecen bir yapıda olduğu için de bunu kendi içinde ve bizimle konuşarak halletmeye çalışıyor bir havası var genelde.Bize yukarıda bahsettiğim durumlar haricinde hemen hemen yansıyan hiçbir şey olmuyor.

Bütün kıskançlıkları neredeyse bundan ibaret.Onun dışında hastanede kardeşini ilk gördüğü andaki videosunda sevinçten gözleri dolmuş vaziyetteydi.Hem gülüyor hem de "Baba,sanırım mutluluktan ağlamak üzereyim"diyordu.

Bir de arkadaşlarına sürekli gururla Kayra'dan bahsedip onu gösterişi var ki içim eriyor.Bebek arabasının yanında duruyor,arkadaşları gelince "Evet,o benim kardeşim" diyerek hemen öpmeye başlıyor.Öpüyor çünkü  her zaman bebekleri çok sevdi,hep öpmek istedi ama ben başkalarının bebeklerini şapır şupur öpemeyeceğimizi,çok hassas ve küçük olduklarını,onlara kolaylıkla mikrop bulaştırabileceğimizi söyleyerek onu zaptetmeye çalıştım."Ben de kendi kardeşimi öperim o zaman" diyordu böyle zamanlarda.Bundandır ki özellikle arkadaşlarının yanında dalıyor Kayra'ya şapır şupur.Bir güç gösterisi yapıyor aslında"Öpebilirim,çünkü o benim"mesajı veriyor alttan çocuklara, yıllarca kimsenin kardeşini öpmemiş olmanın verdiği hırsla.

Kayra'yı ciddi anlamda koruyor hem de bana karşı bile.Bazen Kayra uyumadığında sinirli ve yorgun olup söylendiğimde karşıma dikiliyor"O daha bebek,ona kızamazsın,seni nasıl anlayabilir ki anne" diye bana ayar veriyor bazen.Ama asıl görülmesi gereken her akşam okuldan geldiğinde Kayra'yı tamamen babasının işten geldiğinde kurduğu cümlelerle sevmesi.Birebir taklit ediyor.Aynı tonlamalar,aynı sözler...Çocuklar bizim yansımamız lafını her gün tekrar tekrar doğruluyor.

Şimdiye kadar hiç bunu Kayra'ya neden aldınız da bana almadınız demedi mesela.En son pazar günü bir arkadaşımızın kızının doğum günü kutlaması için yine bir arkadaşımızın hem oyuncak satılan hem de doğum günü yapılan mağazasına gittik.Arda'ya bir süredir istediği legoları alması için her hafta belli bir harçlık verip para biriktirmesini sağlıyoruz ki istediği her legoyu almanın aslında ciddi bir bütçe gerektirdiğini anlasın diye.Başka türlü önüne geçemedik lego masrafının.O yüzden de giderken eğer oyuncak isterse kendi harçlığından alacağını,dikkatli düşünüp karar vermesini ve bir sonraki lego hedefini de göz önünde bulundurmasını söyledik.Kayra'da bu geçerli değil tabi,zaten ona çok oyuncak almıyoruz,ev dolu.Ama oraya gidince ben Kayra için birkaç şeyi çok beğenip,aynı anda aldım.Ve kesin Arda "Bana niye almadınız" der dedim,hatta biraz çaktırmadan almaya çalıştım.Ve fakat,Arda oyuncakları gördü,çok beğendi ve Kayra'ya onlarla oyun oynattı,benim düşündüğüm kelimelerin bir tanesini bile söylemedi.Ben de kötü düşüncelerimle baş başa kaldım öyle...

Ha şöyle de birşey var,bunu da anlatmak lazım.Kayra'ya vereceğim dediği bir sürü kendine ait oyuncağı bir süre önce ayırdık ve Kayra'nın odasına koyduk.Gel gör ki o oyuncakların bir kısmı yine bir süredir türlü bahanelerle(ama ben onun burasını çok seviyordum,onun orası şöyle,bunun burası böyle diye diye)çaktırmadan kendi odasına taşınıyor.Şu yandaki tavşan mesela Arda'nın en sevdiği çıngırağıydı.O zavallı tavşanın kulakları tüm gün Arda'nın ağzındaydı.Kayra'da çok sevdi o tavşanı.Tavşanı Kayra'ya veriyor ama sürekli bir tetikte,bulduğu her fırsatta kendi odasına alıyor,bazen de ben oynayacağım onunla diye tutturuyor.Ya da tavşanı dışarıya çıkardıysak sürekli gözü onda.Unuttuk mu,kaybettik mi,ne yaptık,hep bir sorgu sual halinde oluyoruz.Oynasın ama zarar vermesin derdinde,yersen...

Yine geçen gün büyük bir peluş oyuncak aldı İkea'dan kendine.Rengi çok tatlı,dikkat çekici birşey,ben de Arda'nın odasındayken bunu Kayra'ya verdim."Hayır,onu veremezsin,o kadar da değil,o benim"dedi.O sırada Kayra da oyuncağı ağzına almış,bütünleşmiş ayıramıyorum."Tamam annecim senin,bir dakika sonra sana vereceğim" dedim.Ne yaptı?Gitti,saçma sapan bir oyuncak buldu,geldi.En tatlı ses tonuyla"Kayriiiiş,al bak sana ne getirdim deyip,kısa bir süre Kayra'nın ilgisini dağıtttı.Çocuk tam yeni oyuncağa uzanırken ötekini çaktırmadan elinden kaptı.O anda Kayra'nın saftirik hali de görülmeye değerdi.Yine burda da olayı son derece naif bir şekilde halletti bence,kardeşini üzmeden,ağlatmadan aldı oyuncağını geri.

Bunlar tabi küçük şeyler...Bence aradaki dengeyi çok bozmadan kararında götürüyoruz bu işi şimdilik.Arada bocalasak da topluyoruz bir şekilde.Okuldaki pedagogla da görüştüm birkaç sefer,kardeş kaynaklı gözümüzden kaçan bir sıkıntısı var mı Arda'nın diye.Her şeyin yolunda olduğunu söyledi.

Ben görüyorum Arda'nın gözündeki sevgiyi,kardeşine verdiği değeri.Kayra'nın da bir ortamda Arda varsa başka kimseye bakmayışını,o birşey yapsa da hemen gülsem diye beklemesini de görüyorum.Arda ona baksın diye çığlık atmasına şahit oluyorum bu ara.Bütün amacım aralarında yaş farkı olsa da birbirlerinin herşeyi olduklarını bilerek büyümelerini sağlamak."Bu hayatta benim abim var","Bu hayatta benim kardeşim var" desinler yeter.Sevsinler birbirlerini çok...





27 Şubat 2016 Cumartesi

EK GIDAYA GEÇİŞ SEZON:1 BÖLÜM:3

BU RAHATLIK NEREYE KADAR

Arda'da 6.ayı nasıl sabırsızlıkla beklemiştim anlatamam.Daha tabii bir çocuğa yemek yedirmeye çalışmanın gerçekte ne anlama geldiğini bilmeyen taze anne olarak hayallerim renkli mama sandalyesinden,rengarenk önlüklerden ve çeşit çeşit tabak,kaşıktan öteye geçmiyordu.Çok eğlenecektik ,çoook.Gelsindi bir an önce şu 6.ay.Sonra gördük neyin ne olduğunu çok şükür.Bir çocuğa yemek yedirmek için herhangi bir Türk annesinin yapacağı tüüüüm hataları yapıp üstüne bir de kendi yaratacılığım ve korkularımı da ekleyip ortaya karışık kendi kendine yemek yemekte uzun süre zorlanan ,yeni tatlar denemeye son derece kapalı(halbuki uyumlu uyumsuz her türlü şeyi karıştırıp,püre yapıp,köftenin içine katıp,yoğurda bulayıp verdim ağzına.Zamanında neleri yedi,şimdi denemiyor), hayatta çiğ sebze yemeyen bir çocuk yetiştirdim.Arda'da sınıfta kaldığım en büyük konu bence budur.Bir de dağınıklığı var ama o bence biraz da yapı meselesi yaaa,tek başıma ben bir çocuğu bu kadar dağınık ve rahat yapmış olamam(Belki azıcık olabilirim.Yazarım birgün nedenlerini çocukluğuma inerek.)

Çok uzattım.Neyse işte bu türlü türlü nedenlerden dolayı Kayra'nın ek gıdaya geçmesini hiçbir şeklde sabırsızlıkla beklemedim.Mama sandalyesi olarak Arda'nın mama sandalyesini düz kahverengi gibi hiç sevmediğim bir renkle kaplattık,tabak olarak da evdeki çerez kaselerini kullanıyoruz.Ve eğer yanlış hatırlamıyorsam ben Arda'nın çanağını,çömleğini sterilizatöre koyuyordum.Kayra'da bulaşık makinesinde yıkıyorum.Silikon kaşıkları da bebek deterjanıyla yıkayıp,kurutup kullanıyorum.Bir tek su içirmeye çalıştığım bardağı var delikli,arada onu atıyorum sırf sterilizatörü kullanmak için.Sterilizatörü falan hep yeni aldım ve hiç doğru düzgün kullanmadım,mutfak tezgahında gereksiz yer kaplıyor,kaldıracağım ama içime oturuyor,dursun bir süre daha.

Kayra'nın ne yediğini yazacağım yazamıyorum bu akşam.Tamam başlıyorum.3.haftayı yarın  tamamlıyoruz ek gıda verme olayında.İlk 2 hafta patates,havuç ya da bal kabağı ikilisinin yanına hergün bir çeşit sebze ve duruma göre irmik ya da şehriyeyi ekleyerek buharda pişirip bir güzel rondodon geçirip verdim.Bildiğimiz püre kıvamında verdim..BWL biraz uzak şu an benim için ama son 3 gündür öğleden sonra ara öğün olarak bir küçük dilim elmayı filenin içine koyup eline veriyorum.Öncesinde havuç da yedi bu şekilde.Filenin içinde ama:))Gayet güzel ısırıp,küçültüp,emip yiyor bir şekilde.Meyveleri fileye koyup eline vermek suretiyle kendi yiyecek anlaşılan.

Sonra bu haftanın başında sabah ilk şekerlemesinden sonra yoğurt başladım vermeye.İlk gün geri püskürttü.2.gün bir tatlı kaşığı yedi,sonra vermemiş olabilirim,hatırlamıyorum,çok uyuyunca o öğünü atladım galiba,zaten genelde o saatlerde dışarıya çıkıyoruz,yanıma yoğurt almak aklımın köşesine gelmiyor(Sorumluluk sahibi anne,ahh ilkinde böyle değildim elbette,saati geldi mi burnundan sokardım yoğurdu).

Ne kadar yiyor?Öğlen ve akşam her 2 öğünde de küçük boy çerez kasesine 2 yemek kaşığı koyuyorum.Bazen bitiriyor,bazen bitiremiyor.Dert ediyor muyum?Hayır.Bitirirse biraz daha ekliyorum ama önce boş tabağı ona gösterip neyi başardığını gösteriyorum.Koca bir tabak dolusu yemeği önüne koyup bitirememesini izleyip,başarısızlık hissini ona tattırmaya gerek yok.Bu ayın hatta ilk bir yılın tamamen yiyecekleri tanımak üstüne kurulu olduğunu kabullendim,sindirdim.Anne sütüm o istediği sürece ilk bir yıl benim için 1.sırada olacak.Çünkü hangi sebzeyi hangi tahıl grubu ya da et grubuyla beraber yerse yesin aşırı yemediği sürece sütten aldığı kaloriyi alamayacak.Bütün uykularından önce emziriyorum.Eskiye oranla çok daha uzun süre emmeye başladı.25-30 dakika emiyor.

Hemen hemen tüm kış sebzelerini denedik.Pırasa,ıspanak,brokoli,karnıbahar,kereviz.Hepsini doktorunun tavsiyesiyle yaptık bu arada.Çünkü karnıbahar,brokoli gaz yapar diye endişelendim ama hiçbirşey olmadı.Bir de geçen hafta "e tamam alıştı,artık tarhanaya geçebiliriz" dedim.Yazın bildik bir yere yaptırmıştık annnemle tarhanayı.O kadar tatsız sebzeden sonra tarhanayı çok seveceğini düşünmüştüm ama yemedi.Ben verdikçe o hepsini dışarı püskürttü."Eyvallah,bu akşam sadece anne sütüyle uyursun"dedim.Dönelim 8 yıl öncesine,hemen yeni bir çeşit bulamaç yapılıp,onu ağzına tıkıştırmaya çalışırdım.Bu akşam da "artık yeter" dedim,patates,havuç yanına bir sebze pişirmekten baydım .Yoğurdu sulandırıp içine tam buğday unu ekleyip kaynattım,içine bir avuç şehriye koydum,pişince de zeytinyağı ekledim,onu verdim.Küçük bir kasenin yarısını yedi.Bu haftadan sonra daha da çeşitlendireceğiz artık.Haftaya sebzenin yanına kıyma eklemeye başlayacağım.

Asıl haftaya doktor kontrolümüz var,bakalım orda ne olacak?Kilo aldı mı?Almadı mı?Bu rahatlık nereye kadar bakalım...

24 Şubat 2016 Çarşamba

ORDAN BURDAN KISACIK

-Şubat bitmek mi bilmedi yoksa bir tek bana mı öyle geldi.Kime sorsam yooo çok çabuk geçti diyor.Daha ayın 24'ü,5 gün daha var(29 gün bir de ,sevimsiz).Ay,bitsin diye gün sayıyorum,niye olduğunu da bilmiyorum."Bitince ne olacak?" diyorum.Cevap yok...Tamam güzeldi,sıcaktı,bahardı ama ben sıkıldım.Kayra da 6. ayda takılı kaldı sanki 7 olamadı gitti.

-Dün apartmanda çalışan zat-ı muhterimi boğmak üzereydim.Kayra arabada uyudu,nasıl olduysa indirirken ve asansörde yukarıya çıkartırken uyanmadı.Ben de çektim arabasını evin içinde kapının önüne,orda alsın uykusunu dedim.3 aydır boyamadığı doğal gaz borusunu o gün o saatte bizim katta boyayacağı tuttu.Bin tane gürültü,boya kokusu,yetti mi?Hayır.Hava nasıl rüzgarlıydı dün,içeriye kesif bir sigara kokusu doldu.Tam bizim kapının önünde sigara içiyor.O an kafamda boğuyorum zaten ama yetmiyor kapıyı açıp avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum,beni tek tutan Kayra'nın uykusu...Nasıl bir saplantı olduysa çocuğun uykusu ben de.Bir de sigaranın külünü dökmüş eşiğe,öyle de gitti valla,silmedi bile.Bu ne şimdi?Anlamadım ki...Toplum içinde yaşamak mı?Adama göre orası benim kapımın önü değil,dışarda bir yer,kendi evi olmadığı sürece sorun yok...Ama bugün yarın konuşucam bu konuyu yöneticiyle...

-Momiji bebek koleksiyonuna başlamaya karar verdim.Niye bilmiyorum.Uzun süredir görüyordum instagramda falan beğeniyordum.Bir arkadaşıma kahve içmeye gittim geçen gün toplu olarak çok güzel duruyorlardı.Bayıldım.Eve gelince sipariş verdim,cuma günü geldi.Ama daha tek olduğu için o gün aldığım keyfi ya da duyguyu yakalayamadım.Her ay bir tane alırım.
Canım istemezse almam.Zaten hiçbir şey ben de kolay kolay tutku haline dönmedi.Bakalım.

-Bir de pilatese 7 ay aradan sonra yeniden döndüm.Benim hayatta yaptığım ilk ve tek spor(yazın sudan çıkmamacasına yüzmeyi severim ama işte 2-3 ay),35 yaşından sonra hayatıma soktum.Kesin ilk paketten sonra bırakırım dedim.2.yıl bitti.Doğuma yakın bıraktım.Şimdi yine başladım.Haftada bir gün akşam,bir de cumartesi sabah çoook erken çocukları babaya bırakıp,kaçıyorum.Güzel bir spor bence,çok faydasını gördüm.Bir de son 3-4 aydır şuursuzca yemeseydim,çok iyi olacaktı.

-Yemek yapmam lazımken oturdum bunları yazıyorum.Şimdi gidip akşam için enfes bir kıymalı BAMYA pişireceğim,akşam evde şenlik var yani.Kayra ek gıdaya geçince her pimpir anne gibi başlangıçta organik alalım dedim.İpek Hanım'ın çiftliğinden konserve bamya geldi ne yapayım pişirmiyim de çöpe mi gitsin.Hem bu sayede markete gitme derdim de bitti.Sebze yok,şimdi ne pişereceğim derdim de(tek derdim var ne zaman pişireceğim...Mesala şimdiye ne dersin Ayşegül Hanım)...Zaten buradaki marketlerde doğru düzgün sebze yok neredeyse her gün bir pazar var ama Kayra'yla zor o işler...Neyse kaçtım ben akşam için ziyafet hazırlamaya gidiyorum...

NOT:Yukarıdaki benim ilk momijim.Hemen fotoğraflamak lazımdı...

22 Şubat 2016 Pazartesi

EK GIDAYA GEÇİŞ SEZON:1 BÖLÜM:2

EMZİRME ÜZERİNE

Bugün emzirme üzerine kendi deneyimlerim,okuduklarım ve öğrendiklerimle ilgili birkaç şey yazmak istiyorum.Arda'yı 15 ay emzirebildim ben.11.ay çalışmaya başladım.Önce gün içinde buzluktaki süt stoğumu tükettiler,sonra klinikte sağıp eve getirdiklerimi,onlar bitince gündüz normal süte geçti.Sadece gece uyku öncesi emzirme kaldı.Derken tek memeye indik,diğerindeki süt üretimi durmuştu.Bu arada Arda da artık isteksizdi.Sonra bir gece karşılıklı anlaşarak ayrılmaya karar verdik.Sadece bir gecede sırtını okşayarak ve şarkı söyleyerek noktaladık bu işi.

Kayra'da ne olacak tam bilemiyorum.Arda'da işe dönmek istedim,Kayra'da şu an öyle bir isteğim ve acelem yok,evde yaymış oturuyorum(oturmak?).Ama 15 aydan daha uzun süre emzirme isteğim de yok açıkcası(15.ay tekrar konuşalım).Tabi Kayra isterse başımın üstü de diyebilirim.Ama şundan eminim ki sütüm olduğu sürece ilk bir yıl ağırlık hep anne sütü olacak.

İkisi de ilk altı ay anne sütü aldılar.Arda problemsizdi,işler hiç karışmadı.Emdi,uyudu,kalktı,emdi,bazen emmedi.Açıkçası hatırlamıyorum da ne zaman emerdi?Nasıl emerdi?Doğaldı herşey,sorgusuz,sualsiz.

Kayra'da 2.aydan 3.aya geçerken eğitim adı altında kendi hür irademle işi az kalsın batırıyordum ki son anda "ne yapıyorum ben yahu?" diyerek toparladım.Zaten herhalde ilk çocuğu 0-6 ay arası tereyağından kıl çeker gibi büyütüp ikinci çocukta aval aval bakan bir ben varımdır şu hayatta diye düşünüyorum. 2 saatte bir 5-10 dakika uyku öncesi emip uyumak isteyen çocuğu ben 3 saatte bir,uykudan kalkınca,en az 15 dakika emzirmeliyim diyerek(çünkü Tracy Hogg öyle diyordu,yoksa hatalı ebeveyn olurdum)strese sokup,kendimi de sinir edip 3 gün içinde falan sütümü azalttım.Birden  daha önce anne olduğum geldi aklıma,vazgeçip eski sisteme geri döndüm.

Sonra da Harvey Karp ve Carlos Gonzales'in kitaplarını okuyarak durumu iyice sabitledim.Diyor ki Carlos Gonzales'in kitabında;

1-Çocuğunuza güvenin:O ne zaman emip ne zaman emmeyeceğine karar verebilecek kadar akıllı.

2-Emzirme arasındaki süreyi uzatmaya çalışmayın:Bırakın ne zaman istiyorsa o zaman,ne kadar istiyorsa o kadar emsin.Kayra hazır olmadığında 3 saat kuralını uygulamaya çalışınca sütüm azaldı.Çünkü sütün olması için tek şart onun istediği zaman ve istediği kadar,doğru bir pozisyonda emmesi.Sen niye doğaya karşı çıkıyorsun değil mi?Ama olayı kendi akışına bırakınca herşey yoluna girdi.Şu an 6. ayda gündüz 3 ya da 4 saatte bir emiyor.Gece 1 ya da 2 kez emiyor.Gece emzirmelerinin arasına en az 4-5 saat koymaya çalışıyorum.Ama bunu ağlama sesine göre değerlendiriyorum.Eğer emzirip uyuttuysam ve 1 saat sonra kalktıysa bu açlık için olmuyor genelde.Uyanıp yeniden uykuya dalamıyor.Bu aşamada baba devreye girip onu uyutuyor.Uyuduysa ve 4 ya da 5 saat sonra kalktıysa emziriyorum.Hep mi böyle oluyor?Hayır,geçen gece 2 saatte bir kalktı,babasını itti ve her kalktığında genizden gelen bir ağlama sesi vardı,emmek istiyordu.Emzirdim,uyudu.Büyüme atağı olduğunu düşündüm.Çünkü 2-3 gece sürdü bu olay.

3-Emme süresine takılmayın:Beni en çok kendimden şüphe ettiren bu süre meselesi oldu.Çünkü sevgili Tracy Hogg'un kitabında bir bebek 5 dakika emiyorsa ve bir saat sonra tekrar emmek istiyorsa o "atıştırmacı bebek"olabilir ,tam doymadığı için de sık sık uyanır gibi bir cümle yazıyordu.Yanlış anlaşılmasın doyabileceği de yazıyordu ama minimum 15 dakika emmeli diye de bir süre veriyordu.Ben Kayra'yı maksimum 7-8 dakika emzirebiliyordum o da tek memeden.Sonra kafasını çevirip,hayata kaldığı yerden devam ediyordu.Ben de kesin kararımı verdim,hata bendeydi,daha uzun süre emzirmeliydim,Kayra'yı kendisinin istediği kadar emmesine izin verdiğim için onu "atıştırmacı bir bebek" yapmıştım.O yüzden de sık sık uyanıyordu. Ama kitapta der ki bazı bebekler 2-3 ay civarında 5,7 hatta 3 dakikada tüm ihtiyaç duydukları sütü emebilecek yetkinliği kazanır.Ama bunu annelere söylemezler ve her bebeğe ortalama aynı süreyi önerirler.Gerçekten de Kayra zaten güçlü emme refleksiyle ilk başta acayip bir hızla emip 5.dakikada doyuyordu.Yani 3-4 dakika emmesi sütünüzün olmadığı yada bebeğinizin doymadığı anlamına gelmiyormuş.

4-Sütün artması için birşeyler yapmak gerekli mi?Burası benim en sevdiğim kısım.Bir kitap bir insanı ancak bu kadar rahatlatır.Bence yeni doğum yapan anneler eğer çevrelerinde çok fazla 50 yaş üstü kadın (anne,kayınvalide,onların gün arkadaşları,onların apartman komşuları,sizin kendi komşularınız,asansördeki teyzeler...)varsa az sonra aşağıda yazacağım cümleyi bir kağıda yazıp kapı girişine,görmezlerse diye salonda koltuğun karşısındaki duvara falan asmalılar.Ben şanslıydım.Etrafımda çok fazla insan yoktu.Genelde kendi arkadaşlarım vardı.Onlarda süt ve emzirme olayını çözmüş ve bitirmiş kişilerdi.Sormuyorlardı öyle "Süt var mı yok mu" diye.Varsa vardır yoksa da anneyi ilgilendirir diye susuyorlardı bence.Ama var öyle bir sürü teyze yeni anne olmuş kadının memesindeki süt miktarıyla kafayı bozup"Doyurabiliyor musun sen bu çocuğu?"diye bodoslama soran.SÜT MİKTARI ANNEYE DEĞİL ÇOCUĞA BAĞLIDIR.AZ SÜT İÇEN YA DA ÇOK SÜT İÇEN ÇOCUK VARDIR.ANNENİN SÜTÜ AZ YA DA ÇOK DEĞİLDİR.HER ZAMAN TAMI TAMINA ÇOCUĞUNA YETECEK KADARDIR.Bunlar benim cümlelerim değil kitapta yazan cümleler.Bir annenin bu cümleleri özümseyerek emzirmeye başlaması bile bence onu her olumsuzluğun karşısında 1-0 öne geçirir.Sözün özü aylık kontrollerde aldığı kiloyu doktoru yeterli buluyorsa ya da kiloyu az aldı ama fiziksel ve bilişsel gelişimi yerindeyse gece çok uyanıyor diye sütünüzün yetmediğini düşünmenin bir anlamı yoktur.

Bir annenin ancak aşağıdaki 3 durumda sütü yetersiz kalırmış.
 *Bebek yeteri kadar emmiyorsa(hastaysa,karnı suyla ya da bitki sularıyla şişirildiyse veya ona biberon verildiyse)
 *Bebek kötü bir şekilde emerse(emziğe ya da biberona alıştığı için dilini yanlış yerleştiriyor ya da çok kilo kaybettiği için zayıf düştüyse)
 *Bebeğe emme fırsatı verilmezse(çünkü bir saat düzeni tuturulmaya çalışılır ya da meme istediğinde emzikle oyalanması sağlanır)
"Bu üç durum haricinde bütün annelerin tamı tamına çocuklarının ihtiyaç duyduğu kadar sütü olacaktır" diyor Carlos Gonzales.

Ben 2 bebeğimde de sütümün artması için ekstra hiçbir şey yemedim.Sadece gazları olmasın diye günde bir fincan rezene çayı içtim.Suyu her zamanki gibi günde 1,5 litre içtim.Her zaman sabahları iyi kahvaltı yapar,mutlaka bir yumurta yerim.Genelde de dengeli beslenmeye çalışırım ama bunu emzirdiğim için değil genel olarak yaparım(yapardım.Son 2-3 ayda biraz sapıtmış olabilirim ,tatlıyı abartmış olabilirim,doğum kilolarımı nerdeyse verip sonra üstüne 3 kilo almış olabilirim.Bu ayrı yazı konusudur.)İlk başlarda Kayra'yı her emzirdiğimde beynimdeki susama merkezi sinyal veriyordu, deli gibi su içmek istiyordum.O da zamanla geçti.Arda'da böyle birşey olmamıştı ama Kayra'da çok belirgindi.Aslında tek bir gerçek var.Yorgunsam,uykusuzsam,moralim bozuksa daha az süt oluyor,dinlenmiş ve moralliysem daha çok süt oluyor.Anne psikolojisi herşeydir kısaca.

Süt ve emzirme konusunda genel olarak çok rahattım,hala çok rahatım.Ama tabiki her ay düzenli doktor kontrolleriyle(10 gün gecikmeli düzenli kontroller)ve doktorumuzun verdiği tavsiyelerle de bu işi götürdüğümüzü söylemek gerek.Doktorumuz da anne sütü konusunda son derece hassastı ilk 6 ay.Katı gıda için bile çok acelesi olmadı.Öncelik anne sütü diyerek bizi destekledi.

Özellikle herşeyi Kayra'nın kontrolüne bırakınca zamanla taşlar yerine oturdu.Çok erken açmaya çalıştığım emzirme araları artık kendiliğinden 3 saate çıktı.Bazen bir seferde 10-15 bazen 20 dakika emiyor(ben zorlamıyorum o emiyor)ve çok daha uzun süre tok duruyor.Geceleri 1 ya da 2 sefer emmek için kalkıyor.Arada uyanıp emmeden yeniden uykuya daldığı oluyor.Ağlama sesine göre acıkıp acıkmadığını anlayabiliyorum.Ama bunları hem 6.ayda hem de 2.çocukta ancak yapıyorum.Üçüncüde tabiki herşey daha kolay olucak:))))Şaka.Bitti o konu bizde.Net.








13 Şubat 2016 Cumartesi

EK GIDAYA GEÇİŞ,SEZON:1 BÖLÜM:1

Ek gıdaya geçtik biz.Uyku konusunda Kayra'nın karşısında sınavlarda çalışmadığı yerlerden çıkmış öğrenci misali kaldığımdan bu sefer dedim ben bir araştırma yapayım ne yapabilirim diye.

5.aydan itibaren eve yığdım yine kitap...Kıvançcım yemekle ilgili kitapları görünce  "Eyvah,bu da uyku işine dönecek araştırdıkça işler karışacak"da dedi.Ama ben o sırada Carlos Gonzales'in pek bir popüler olan kitabı "Çocuğum Yemek Yemiyor"u okuyordum ve okudukça ferahlıyordum.Hatta en son yemezse yemesin yani diyerek bitirdim kitabı.

Sonra geçen hafta doktor kontrolünde gördük ki büyümemiş fazla.Kısa süreli bir dertlenişten sonra gittik aldık buharda yemek pişiren aletlerden bir adet,içine de koyduk bir patates bir havuç yaptık püre,verdik önüne...

Benim plan;bir tatlı kaşığı püreyi tabağa koyacağım,tadına bakacak,kafayı çevirecek,ben de"kalkalım o zaman"diyeceğim,ertesi gün bir daha..,Kayra'nın yaptığı yemek yemekten keyif alan insanların gözlerindeki ışıltıyla kaşıkları ardı ardına havada kapmak...Ben yine ters köşe.Neyse 4-5 gündür patatesin havucun yanına birgün ıspanak,birgün karnıbahar,birgün pırasa ekledim,bazen az bazen çok yedi.

Bu yaptığımız benim istediğim ideal beslenme şekli değil aslında,baştan söyleyeyim.Ben aslında BLW(Baby-led Weaning)diye şu sıralar meşhur olmuş ya da benim yine olayı geriden takip ettiğim temelinde beslenme işini tamaaamennn bebeğe bırakan beslenme sistemini uygulamak istiyorum.Bebek biz ne yiyorsak onu yiyecek(sağlıklı,tuzsuz,şekersiz olmasını vurgulamama gerek yok sanırım)6.ay yiyecekler tutabileceği gibi hazırlanıp önüne konulacak.Ne istiyorsa,ne zaman istiyorsa,ne kadar istiyorsa o kadar yiyecek.Süper olurdu benim için,boğazına birşey takılıp,boğulursa fobim olmasaydı.Ben sırf bu yüzden Arda'nın kendi başına yemek yeme olayını 4 yaşına kadar halledememiş insanım.Arda'nın eline birşey verince soğuk ter dökerdim boğazına kaçtı kaçacak diye.Çocuk yemek yemeyi öğrenemedi benim yüzümden.Ana okuluna giderken her dönem bir posta fırça yedim öğretmenlerden bu çocuk yemek yiyemiyor diye.

Halbuki kitapta diyor kaçmaz,imkansız,çok nadir diye...Bebekler 6.ayla 8.ay arasında ancak ağızlarının yerini bulurlar diyor,o ara kendileri için gerekli olan herşeyi hala anne sütünden alırlar diyor,kendileri ne kadar ısıracaklarını bilirler diyor,sizin beslemenizden daha güvenlidir kendi başına yemesi diyor,çok ısırırsa bile öğürür bu onun kendini koruma yöntemidir diyor,böylece öğrenir az ısırmayı diyor,nefes boruları sizin sandığınızdan daha geridedir diyor...

Ama ben bugün haşladığım havuca baktım,baktım,veremedim.Bir de şimdi bu çocuk püreyi de yedi güzel,iştahla,bozmasam mı diye de düşünüyorum.Bir yandan püre bir yandan bir yandan birkaç ay sonra eline haşlanmış sebze vermek nasıl olur acaba?

Bu yöntemi geçmiş tecrübeme dayanarak iki nedenden ötürü istiyorum1-Kendi kendine yeme işini çook erken halletsin.2-Her sebzenin,meyvenin tadını ayrı ayrı alsın.Bezelye yesin diye bezelye püresini köfte harcına katmak gibi,tarhana çorbasını yoğurdun içine karıştırmak gibi saçççma sapan şeyleri bu sefer yapmak istemiyorum hatta yapmayacağıma nerdeyse eminim.Yemezse yemesin deyip işin içinden sıyrılmayı düşünüyorum.

Ek gıda konusunda anlatacağım birkaç birşey daha var.Onlar da yakında...

   Sevgiler...

9 Şubat 2016 Salı

BÜYÜMEK İSTEMEMİŞ

Kayra'nın 6.ay kontrolü için cumartesi günü doktorumuzun muaynehanesinden içeri girerken 2 tane çocuğu da 6 ay anne sütüyle beslemiş ve iyi kilolara getirmiş olan bir annenin özgüvenine sahiptim.Bekleme odasında "bitse de gitsek" modundaydım.Hatırlıyorum da Arda'nın doktor kontrollerinde inanılmaz heyecanlı olur,doktor ne diyecek diye sabırsızlıkla bekler,dahası o kontrol randevuları ay dönümünü bir gün geçmezdi.Bir sonraki ayın randevu tarihi bir önceki ayda alınır ve kolay kolay iptal edilmezdi.

Şimdi Kayra'yı mesela 6.ay kontrolüne bir hafta gecikmeli,geçen ay aşı yokmuş diye 5.ay kontrolüne 10 gün gecikmeli falan götürdüm.Ek gıdaya bana kalsa bu ayın sonuna doğru başlardım ama o iş öyle olmadı.

Neyse biz içeri girdik,kısa bir sohbet,Kayra'nın üstünü çıkardık tartıya koyduk.Şimdi bu aydan itibaren kilo alımının yavaşlayacağını bildiğimden 300-400 gr almıştır diye düşünüyorum ama 500 gr da dese doktor şaşırmam,o vaziyetteyim.Ama o da ne!Tartı neredeyse geçen ayki rakamla aynı sadece 90 gr almış(o da yanaklara gitmiştir zaten).Boya baktık yarım cm uzamış,kafa çapı desen öyle.Doktor"Kayra bu ay büyümek istememiş"dedi,geçti.Tabi ben o sırada üst seviyedeki özgüveni yerlerden toplamaya çalışırken,doktoru da niye böyle oldu acaba diye didiklemeye başladım.Kadıncağız,"Kafaya takılacak birşey yok,olur bazen öyle,önemli olan altı ay anne sütüyle beslenmesi"diye beni rahatlatmaya çalıştı.2'si ağızdan,3'ü bacaktan 5 aşıyı da olup,boyumuzun ölçüsünü alıp çıktık ordan.

Arabada kendimce nedenleri sıralayıp durdum.Gece emzirmelerini bire düşürmüştüm,gündüzleri uzun uyumuyordu ben de kafaya takmamaya başlamıştım uyanırsa tekrar uyutmuyordum,sürekli emerken uyumaya alışmasın diye 20-25 dakikadan uzun emzirmeyip,hafif emiyorken o dakikadan sonra memeden ayırıyordum.Sonra döndüm Kayra'ya"Evladım niye büyümedin bu ay?"diye sordum ama o sırada ağzıyla patiğini çıkarmayı başarmış iştahla çorabını kemirip onu çıkarmaya çalışıyordu.

Olayı da benden başka hiç kimse 2.kez sorgulamadı bu arada.Kime söylesem ilk tepki "Alacağı kadar aldı zaten daha ne alsın"oldu.Ben de ilk şoku atlatıp normal hayatıma geri döndüm ama eğer önümüzdeki ay kontrolünde yine olduğumuz yerde sayarsak"Yetişin dostlar,çocuğum kilo almıyor"tarzı bir yakarış yazısı yazabilirim ona göre.

   Sevgiler...

Not:Bu arada ek gıdaya başladık 2 gündür.Onu da sonraki yazıda detaylandıracağım.

6 Şubat 2016 Cumartesi

KAYRA'YA GÖRE UYARLANMIŞ HARVEY KARP YÖNTEMLERİ

Ben Harvey Karp ismini biraz geç keşfettim.Kayra doğmadan önce okumayı çok isterdim. Hazırlıklarımı da ona göre yapardım. Şimdi etrafımda doğum yapacak birini gördüğüm anda hemen Harvey Karp kitaplarını mutlaka okumasını öneriyorum. Çünkü eğer zamanında okumuş olsaydım doğduğu andan itibaren Kayra'yı kundağın içinde uyuturdum,bunun için de doğru düzgün bir kundak edinirdim.Sonradan alışsın diye debelenmek zorunda kalmazdım.

Şimdi bu yazacaklarımı yazarken bile ben bunları sekiz sene önce neden bilmiyordum,neden bu kadar araştırmamıştım diye hafiften bir suçluluk duyuyorum.Arda doğup da eve getirdiğimizde annemle yaklaşık 3 hafta falan savaş halindeydim.3. haftanın sonunda yalnız kalmak istediğimi söyleyip herkesi gönderdim.Çünkü Arda sabaha karşı uyanıp uyumadığında ya da akşam üstleri uyumadığında,huysuzlandığında annem onu battaniyeye sarıp(kundak bile değildi),hafifçe salladığında Arda sakinleşip uyurken ben çocuğuma yanlış şeyler yapıyorsun,kundak yapıyorsun,sallıyorsun diye kadıncağıza söylemediğimi bırakmıyordum.O da beni Arda'nın o an için rahatladığına inandırmaya çalışıyordu.Ama tabi lohusalık hormonlarıyla beraber cinler sürekli tepemde olduğundan zaman zaman aşırı kırıcı olduğumda feci bir gerçek olarak önümde duruyor.

Sekiz sene sonra annem Kayra 40 günlük olana kadar benle kalıp sonra gitmişti.Sonra ben çok zor bir süreç geçirince 3.ayın sonunda yeniden gelip kapıdan içeri girdiğinde Kayra'yı sımsıkı kundak yapılmış şekilde beşikte sallanırken,tepesinde de beyaz gürültü çalarken görünce bir miktar şok yaşamasının nedeni sekiz yıl önce yaptıklarım ve söylediklerimdir heralde.

Niye böyle bir görüntüyle karşılaşmıştı; çünkü ben Harvey Karp'ın "Mahallenin En Mutlu Bebeğinin Uyku Kitabı"nı okuyup kendi çapımda bir aydınlanma yaşamıştım. Ayrıntılı yazmayacağım zira her yerde var ne yapılması gerektiği.Ben Tracy Hogg' da olduğu gibi bazı bölümlerde nasıl çuvalladığımı ama bebeğime göre nasıl uyarladığımı yazacağım.Şuna artık yüzde yüz inanıyorum ki her bebek farklıdır ve onları tek bir sistemle yola getirmek diye birşey yoktur.Aslolan onları gözlemlemek,anlamak,bildiğimiz yöntemleri onlara göre esneterek kendi bebeğimize ait özel çözümü bulmaktır(Öyle bir cümle kurdum ki okuyan beni olayları çözmüş,bitirmiş,köşemde oturup,sabaha kadar uyuyor sanır.Dün gece 2'den 4'e kadar ayaktaydım ben yahu.)Neyse kısaca Harvey Karp ne dedi?Ben ne yaptım?Ne yapamadım?Ama uyku sürelerini nasıl uzattım buyrun burdan okuyun.

Harvey Karp'a göre bebekler normal doğması gerekenden 3 ay önce doğuyorlar.Bu yüzden de 4.trimester diye adlandırdığı doğumdan sonraki ilk 3 aylık dönemde mümkünse bebeğimize anne karnındaki konforu aynen yaşatmamız gerektiğini anlatıyor ve okudukça anlıyorsunuz ki aslında ne varsa eskilerde varmış.Annemiz,anneannemiz çok ufak farklılıklarla doğruyu yapıyorlarmış.En başta dediğim doğmadan önce kitabı okumak daha iyi olurdu cümlesini bu yüzden kurdum.Doğar doğmaz uygulandığında çok daha kolay sonuç alınabilir.Ben Kayra'nın 3.ayı bitmek üzereyken okuduğum için kundak kısmında ciddi zorlandım,yapamadım ama çözüm buldum.

Anne karnındaki konforu yaşatmaya çalışma sebebimiz bebekteki sakinleştirme refleksini tetiklemek.Sakinleştirme refleksini doğanın ağlamayı durdurması ve uykuyu başlatması olarak tanımlıyor Harvey Karp ve bu refleksi tetiklemek için de  5 Kural Yöntemini öneriyor.5 Kural Yöntemi kısaca şöyle:

1-Kundağa Sarma:Karp'a göre sakinleşmenin ve uykunu yapıtaşıdır.Bebeğin kıpırdanarak kendini uyandırmasını engeller,anne rahmindeki gibi sıkı bir ortamda duruyormuş hissi verir.Teoride bu, pratikte ben yine kaldım tabi.Bu iş yenidoğanda çok kolay olur diye düşünüyorum ama ben Kayra'yı 3.aydan sonra uyku öncesi kundağa saramadım,çoook ağladı.Sabretsem belki susardı ama benim ağlama sesine tahammülüm yok,acayip geriliyorum,önce işkence yapıyormuşum hissine kapılıyorum,sonra çığlıkların şiddeti arttıkça sinirlenmeye başlıyorum,hiç gerek yok.Onun yerine uyutmadan önce yatağına kare bir örtüyü kundak yapacakmışım gibi hazırlayıp,uyuttuktan sonra örtünün ortasına yatırıp kollarını yana alıp çok sıkmadan örtüyü sabitliyorum.Çok başarılı bir kundak olmuyor,bir süre sonra kurtuluyor ama beyaz gürültüyle birleşince yarım saatten fazla uyumadığı gündüz uykularını oldukça uzattım,bazen  2 saate kadar kıpırdamadan uyuyor.6.ayın içindeyiz hala gündüz uykularında sarmazsam 5 dakikada uyanıyor.Çünkü eli,kolu,ayağı hiç durmuyor Kayra'nın,yüzüne vura vura kendini uyandırıyor,dün bizzat gözlemledim.

2-Yan ya da Karın Üzeri Tutmak:Ama yenidoğanlarda bu pozisyonda uyutmak değil sadece sakinleştirme refleksini harekete geçirip uyumasını sağlamaya yardımcı olmak amaç.Bebeklerin en kolay sakinleştikleri pozisyonlarmış bunlar.Gerçekten de öyle oluyor.İlk başlarda geceleri ağladığında babasının göğsünde yüz üstü yatınca sakinleşip uykuya dalıyordu.Hala da gece uyanıp uyumazsa emzirip babanın göğsüne veriyorum,orada uyuyor.Bozmuyorum şahsen uyuduğu pozisyonu.Ben de baba da sakin uyuruz,deli deli tabir edilen yatma şeklimiz yoktur.Uyuyoruz öyle çok şükür bazı geceler.

3-Susturma ve Sessizliğin Sesi:İşte benim kurtarıcım bu oldu.Şşşşş sesi ya da beyaz gürültü denilen anne karnındaki sesi taklit eden ses.Evet,biliyordum,duymuştum fön makinesiyle,elektrik süpürgesiyle bebek uyutanları ama kim çalıştıracaktı şimdi oda da fön makinesi falan.Uykusuzluğun tavan yapıp Harvey Karp'ı okuduğum o muhteşem gün ben telefonuma bir beyaz gürültü uygulaması indirdim.Sonuçta denemekle ne kaybederim ki dedim.Yatağa kundak bezini hazırladım,emzirme sandalyeme oturdum,beyaz gürültüyü açtım ve Kayra'yı yan tutup emzirmeye başlamamla Kayra'nın 10 dakika içinde uykuya dalması bir oldu,beşiğine yatırıp kundak yaptım,2 saat uyudu.Beyaz gürültü benim herşeyim oldu.O sesi duyunca Kayra uyuyacağını anlıyor,uyku sırasında meydana gelen diğer seslerden etkilenip uyanmıyor(şu yazımda evin tam karşısındaki camiden sözetmiştim.)En çok da Arda için iyi oldu.Çünkü Kayra uyurken evde sıkı yönetim ilan edip sürekli olarak herkesi evde sessiz olmaya zorluyordum,hele bir de es kaza gürülteden Kayra uyanırsa kıyamet koparıyordum,ama hepsi bitti.Bu konuda kafamın karışık olduğu tek şey ses seviyesi için duş sesi seviyesinde diyor Harvey Karp ve sesin yüksekliği çok mu az mı bazen bilemiyorum.O yüzden genelde uyuturken dikkati dağılmasın diye yüksek açıp sonradan oldukça kısıyorum.Tabi beyaz gürültüye rağmen birçok kez yarım saatte bir uyanabiliyor ya da dün gece olduğu gibi uykuya bir türlü dalamayabiliyor ama bunları uyguladıktan sonra uyku sürelerini çok çok azdan idare edebilir seviyelere çıkarttığımızı söyleyebilirim.Bir de bu yöntemi uygulayacaksanız başkalarının garip bakışlarının,amalı cümlelerinin sinirinizi bozmasına izin vermeyin.Kıvanç bile hala hergün bu gürültüye söyleniyor.Yapabileceğim birşey yok,o gürültü olmazsa başka bir çocuğun daha olduğu evde Kayra gibi çıt sesine uyanan bir çocuğun uyuması mümkün değil.

4-Sallama:Harvey Karp'a göre bebeği kucakta ya da güvenlik önlemleri alınmış bir salıncakta hafifçe sallamak da bebeğin sakinleşme refleksini harekete geçiren bir diğer unsur.Ben bu işi iki bebekte de emzirme sandelyesinde emzirerek çözdüm.Hafifçe sallanarak emzirirken uyutuyorum.Kayra bazen uyumamakta dirense de emzirmeden kucağımda tutup hafifçe sallanarak doğru uyku sinyallerini aldıysam 15-20 dakika içinde uyuyor.Bu emzirme sandalyeleri her ne kadar gereksiz gibi görünse de Arda'da kullanmaktan parçalanmış olduğu için Kayra'da doğumdan önce yeni bir tane daha edinmiştim.O sandalye harici bir yerde rahat emziremiyorum ve uyutamıyorum.Sadece emzirme ve uyku için kullandığımdan Kayra oraya oturur oturmaz uyku saatinin geldiğini de anlıyor bence.Onun dışında kucakta ya da ayakta hiçbir şekilde sallamıyorum.

5-Ve son olarak emme:"Emme ve ılık tatlı süt,sadece bebeğinizin karnını doyurup onu mutlu etmez,aynı zamanda beynindeki endorfinleri(beynin doğal afyonu)arttırır,uykuyu ve dolayısıylaa sakinleştirme refkesini tetikleyen triptofan selini tedarik eder."diyor Harvey Karp.Gerçekten de güzel bir uyku başlangıcı için en güzel yöntem emzirme ya da kucakta hafifçe sallanarak biberonla besleme bana göre.Kayra'nın beslenme ve uyku saatini birbirini takip edecek şekilde ayarlamaya çalışıyorum,yoksa uyutmakta çok zorlanıyorum.Dolu bir karın onu inanılmaz sakinleştiriyor ve gözleri kendiğinden kapanıyor.Emzikle ilgili de tavsiyeler  var kitapta ama Kayra'da oldukça uğraştım emzik emsin diye olmadı.4.aydan sonra da alışsın istemedim.Emziğin ilk 3 ay önemli olduğunu söylüyorlar.

Şimdi bize hep söylenen şu"emerken uyumaya alışmasın"sözü var ya o söz doğru olabilir.Gerçekten memeden ayrıldığı anda uyanan çocuklar vardır.Arda'da öyle olmadı.Ben Arda'yı hep emzirerek uyuttum o da hep geceleri kesintisiz uyudu.Kayra'yı başlangıçta emzirerek uyutamadım.Sonra o da emerek uyumaya alıştı ama geceleri çok sık kalkıyordu ve emmek istiyordu.Böyle bir alışkanlığın gelişmemesi için Harvey Karp'ın önerisi Uyandır ve Uyut Tekniği.Diyelim ki meme emerken uyudu yapacağınız şey onu yatağa koyarken 2-3 saniyeliğinede olsa uyandırmak,gözlerini açmasını sağlamak.Böylece yatağına konulduğunun farkında olacak,bir anlığına uyanıp yeniden uykuya dalacak ve böylece kendi kendine sakinleşmeyi, uykuya dalmayı öğrenecek.Eğer o sırada uyanır,uyumaz,ağlamaya başlarsa diğer aşamalar tekrar edilip bebek uyutulur ama yatağına koyarken mutlaka tekrar uyandırılır.Ben bunu kucağımda uyutup,yatağa koyup,kundak yaparken çözdüm zaten.O sırada ister istemez bir miktar uyanıyor ama hızlıca uykuya geri dönüyor.

Kısaca ben Kayra'yı uykuya yatırırken önce beyaz gürültüyü açıyorum,sonra emzirme sandalyesinde hafifçe sallanarak emzirip uyutuyorum,yatağına koyarken de kundak yapıyorum.6.ayda gündüzleri hala bu şekildeyiz.Artık geceleri uyku tulumuna koyup uyutuyoruz,çünkü bu aralar daha uzun(3-5 saat) uyumaya ve uyurken yan dönmeye başladı.Kundaktan çıkmak isterken uyanabiliyor artık.

Sonuç olarak bence Harvey Karp özellikle yenidoğanlar için çok güzel ipuçları veriyor ve kurtarıcı olabiliyor.Ben Kayra'nın uykusuyla ilgili işleri bu kitabı okuduktan sonra yoluna koydum.Evet hala geceleri kalkıyoruz,bazen az uyuyoruz ama öncesine göre çok yol aldık.Artık daha iyiyiz ve oturmuş bir rutinimiz var.

   Sevgiler....

4 Şubat 2016 Perşembe

BENİ ÖZLEMİŞ

Bittim ben uykusuzluktan bu hafta.2-3 gündür Harvey Karp'ın 5 Kural Yöntemini Kayra'ya nasıl uyarladığımı yazmaya çalışıyorum ama kafamı toplayamıyorum.Şu an buraya sadece içimi dökmek için yazıyorum.Zaten pazar akşamı eve döndüğümüzden beri 4 gündür ne bu evi toparlayabildim,ne mutfağı ne de kafamı.

Geceleri hala en az 2 kez ben kalkıyorum,arada Kıvanç'ın kalktıklarını saymıyorum ama asıl fena olan Kayra uyurken de uyuyamıyorum ya da Kıvanç kalktığında ben de uyanmış oluyorum.Sabah 6:30-7'de Kayra güne merhabe dediğinde benim uykusuzluktan gözlerim yanıyor.O günün sonunu bu kadar uykum varken nasıl getireceğimi bilememenin verdiği huzursuzlukla kalkıyorum yataktan.Kahvaltıdan sonra  o uyku halinden eser kalmıyor,açılıyorum.Gün içinde Kayra kısa kısa ya da uzun uzun uyuduğunda hiç uykum olmuyor ve o kadar çok şey yapmak istiyorum ki bazen ne yapacağıma karar verene kadar Kayra uyanmış oluyor.Kitap okumak istiyorum,bloglar arasında gezinmek istiyorum,kendim yazmak istiyorum,aylardır karşımda duran fotoğraf makinesine zaman ayırıp kurcalamak istiyorum.Ama bunların yerine çoğu zaman mutfağı topluyorum,odaları düzenliyorum,döndüğümüzden beri yıka yıka bitmeyen çamaşırları ya asıyorum ya da topluyorum.Bütün bunların arasında bir yerlerde bir an o uykusuzluk beni sıkıştırıyor ama geçiştiriyorum.

Daha doğrusu bugün öğleden sonraya kadar geçiştiriyordum.Bugün de çok güzel geçti aslında o uyku hali beni yakalayıp bırakmayıncaya kadar.Sevgili arkadaşım Pınar gelmişti bugün oğlu dünyalar tatlısı Deniz'le beraber.Pınar harika bir ressamdır,Arda'nın resim öğretmenidir.Atölyesine ilk gittiğim gün duvarlardan birinde Pınar'ın "365 gün 365 melek" adlı projesi için yaptığı meleklere bayılmıştım,çok beğenmiştim.Artık evrene nasıl bir mesaj gönderdiysem o meleklerden biri bugün benim oldu.Nasıl mutlu oldum anlatamam.Sonra uzun uzun sohbet ettik.Çocuklardan,resimlerden,fotoğraflardan,konuştuk.Ne bir yorgunluk ne uykusuzluk hiçbirşey kalmamıştı.

Pınarlar gittikten sonra Kayra'yı uyutmak için emzirme sandalyesinde sallanırken bir an sadece ama sadece uyumak istedim.Bu sefer geçiştirilecek gibi değildi.Kayra'yı yatağa koyar koymaz herşeyi bırakıp 5 dakikalığına da olsa uyuyacaktım.Kayra'yı tam 5 kez yatağına bıraktım hepsinde de uyandı yeniden kucağıma aldım dalsın diye ama 5.de gözlerini tamamen açtı.Çünkü yine anlamıştı bendeki gerginliği,sabırsızlığı,sınırda olduğumu.Zaten o savaş içinde Arda'nın piyano kurs saati de gelmişti,çıktık evden.Kıvanç'ı aradım,umutsuzca "Benim acil uyumam lazım,n'olur gel,bugünü bitiremeyeceğim."dedim.Hiç ummuyordum ama gerçekten de geldi."Tamam,süper,en az 2 saat uyurum ben"dedim.Peki ne oldu?Kayra'yı ona verdim,ben uzandım,sadece 20 dakika uyudum,uyandım ve sonra uyuyamadım.O 20 dakikalık uykuya dalmak için de oldukça çaba sarfettim.Kayra'nın huyları bana geçti sanırım,beni de kendine benzetti.Aşırı yorgunluktan uyuyamıyorum aslında çok net.

Ama az önce ,ben bu yazıyı yazarken uykulu gözlerle,Arda arkamda Star Wars izlerken,ortada hiçbir şey yokken benim canımın içi bana dedi ki:

"Anne,bugün kursa giderken arabadan inip merdivenin ilk basamağına bastığımda seni çok özledim."

Bittim ben bu cümleye yaaa.Ciddi miydi?Özlemiş olabilir miydi?Bilmiyorum.Çünkü okul tatil,birbirimizi de yiyoruz arada bol bol.Bir de televizyon izleme saatini biraz geçmişti.O yüzden kur da yapıyor olabilirdi ama cümle çok güzeldi.Ben de baya paranoyağım bu arada farkedildiyse.8  yaşındaki çocuğun sevgi sözcüklerinin içinden mana çıkarmaya çalışıyorum.Uykusuzluk beni bu hale getirdi?

  Sevgiler...

Not:Star Wars'ta Arda'nın bana kurduğu cümle gibi bir replik olabilir mi?Çünkü duyduğunda ilginç gelen cümleleri arada kullanır öyle bizimki.Belki de gerçekten özlemiştir.Ben gidip yatsam iyi olucak...

1 Şubat 2016 Pazartesi

VEEE 6.AY

Evet Kayra da artık 6 aylık koskocaman bir bebek oldu.6 ay öncesi şu anda bana acayip uzak bir yerlerde geliyor.Sanki herşey 3 yıl önce falan yaşanmış gibi.Öyle göz açıp kapayıncaya kadar geçmedi bu altı ay ama daha fazla farkındalık içinde geçti.Her geçen günün bir daha geri gelmeyeceğinin ve tadının çıkarılmasının gerektiğinin farkında olarak ama her sabah uyandığımda da hayatımdaki bir uykusuz gecenin daha bitmiş olduğunu,tünelin sonuna bir gün daha yaklaştığımı düşünerek,bildiğin git gel durumları içinde geçti.

Peki bu altı aydan neler öğrendim ya da neleri yeniden keşfettim işte birkaç örnek:

1-Her bebek kendi karakteriyle doğarmış:

Bunu zaten biliyordum.Hatta kardeşlerin genelde tamamen zıt karakterlerde olduklarını da bildiğimden ve çoook kolay bebek hakkımı Arda'da fazlasıyla kullandığımdan Kayra zor olur diye tahmin ediyordum.Zor olmadı ama Arda'da yaşamadığımız ne kadar bebeksel problem varsa(pişik-en alası-,konak,gece uyanmaları,kolik değil ama akşam 5'ten sonra sebepsiz ağlamalar,huysuzluklar)Kayracım sağolsun bu hayattan göç etmeden hepsini tatmamızı sağladı.

2-Ne kadar yapmamak için çabalasan da 2 kardeş mutlaka kıyaslanırmış:

Yapabileceğim birşey yok.Her yerde okuduğum kardeşleri kıyaslamayın onlar farklı birer birey.Kendimi sürekli yaparken bulduğum "Ama Arda şu kadar saat uyurdu,Arda şunu böyle yapardı,bu oyuncakla şöyle oynardı,bu kadar aylıkken Arda bunu yapmıştı Kayra neden yapmıyor...".Bunu şikayet amaçlı yapmıyorum(İtiraf ediyim uyku konusunda şikayet amaçlı yapıyorum.)ama elimde yaşanmış bir tecrübe var ister istemez kıyaslıyorum.Biliyorum ki farklılar ama bazen daha önce deneyimlediğim gibi olsun istiyorum(uyku gibi)ya da bazen bu da böyle tadından yenmiyormuş ha diyorum(Kayra'nın en yorgun,uykusuz anında bile biri ona gülümseyince ayıp olmasın diye o da gözler kayık gülümserek karşılık verince ve çoğu zaman sürekli gülümser vaziyette olunca)

3-Bebeğinin uykusu çok önemliymiş,sen de o onbeş dakika fazla uyusun diye her şeyi yaparmışsın:

Daha önce yazmıştım.Arda her yerde ve her koşulda uykusu geldi mi uyur,uykusu yoksa bile arabada,pusette belli bir süreden sonra kesin uyurdu.Ve bendeniz de her ne kadar uyku saatlerine özen göstersem de hafta sonu illa uyku saatine göre plan yapmaz,bir gün de dışarda uyusun der,bebeğinin uyku saatine göre plan,program yapan ya da bir yerlere sürekli geç kalan anne babaları anlamaz ve kınardım.Sonra ne oldu?Mesela geçen gün tam 4 kişi hazırlandık dışarı çıkacağız,kapının önündeyiz."Durun dedim,beş dakika Kayra'yı emzireyim,yolda huysuzlanmasın."3 gün üst üste evde zor uyuttuğum çocuk zınk diye emerken uyudu.Arabaya taşısam kesin uyanacak.4 kişi hazır bir şekilde tam 2 saat Kayra'nın uyanmasını bekledik.Gideceğimiz her yere geç kaldık,bazılarını iptal ettik.

4-Kaka denilen şey sekiz gün yapılmasa da oluyormuş:

Önceleri çok telaşlansam da anne sütüyle beslenen bebeklerde olabilirmiş,normalmiş.Artık gün bile saymıyorum.4-5 günde bir yapıyoruz nerdeyse.Tek sorun 5 gün yapmadığı 5 günlük kakasını en hazırlıksız halimizle 5 dakikalığına markete gidince ensesine kadar yapması,eve nasıl geldiğimizi bilememek.

5-Bebek eğitimi denilen şey biraz tartışmalı bir konuymuş

Hem de çok tartışmalı.Arda gerekli eğitimi alarak aramıza katılmış gibi davrandığından çok araştırmamıştım o zamanlar.Kayra uyku konusunda sıkıntı yaşayınca bir bakalım dedim.Tracy Hogg bize olmadı.Harvey Karp'tan birkaç teknik çalıp çok az yoluna koyduk işleri ama aslolan kalbinin sesini dinlemekmiş,doğal ebeveynlikmiş.Aslında Arda'da farkında olmadan yaptıklarımızmış.Önemli olan çocuğu eğitmeye çalışmak yerine onu gözlemlemek,anlamak,ihtiyaçlarını zamanında karşılamak ve sonsuz sevgiyi ona en yakın temasla hissettirmekmiş.Ve de mümkünse ağlatarak eğitmemekmiş.Çok da doğruymuş.

6-Ve son olarak annenin psikolojisi herşeymiş:

Bebeğin ya da çocuğun senin yansımanmış.Ona baktığında aslında kendini görürmüşsün.Sen ne kadar mutlu olursan o da o kadar huzurlu olur,mutlu bakarmış.Sen dibe doğru gitmeye başlarsan çaresiz o da seni takip edermiş.Bu konu en önemlisiymiş,hiç unutulmamalıymış.


     Sevgiler...

26 Ocak 2016 Salı

KAYRA BÜYÜRKEN

Kayra büyüdü. Sanki şu on beş gündür büyük bir değişim geçirdi. Biz sanki o ilk bebeklik bir dönemini geride bıraktık.

Sürekli gözüm mama sandalyesindeydi.Sanki onda oturmaya başlasa hersey daha kolay olucakti.15 gündür oturuyor.Gerçekten de daha kolaylaştı,önüne koyuyorum pet şişe içinde mercimek,mısır,kuru fasulye en az 15 dakika oynuyor.O arada ben de hem onunla konuşup hem de işimi yapabiliyorum.Bir oyuncakla oynuyorsa ben de önünden falan almışsam bildiğin söylenmeye başlıyor niye almışım diye.

Ama en büyük değişim dönmesinde. Ben gün içinde Kayra'yı yatağına koyup etrafına oyuncakları serpip onları almaya çalışmasını sağlardım. Bir ay önce yan dönmeye başlamıştı zaten.2-3 haftadır da sırt üstünden yüz üstüne dönüyor ama tek kolunu göğsünü altından kurtaramayıp, çığlığı basıyordu. Son 2-3 gündür kalan tek kolu da kurtarıp yetmezmiş gibi dizilerini kendine çeke çeke öne gitmeye başladı. Bitti yani o koy bir yere sırt üstü debelensin dönemi.

Evet,bitti. Ama işte bir de hüzünlü tarafı var bu geri dönüşümsüz yükselişin. Büyüyor Kayra da aynı abisi gibi.2.çocukta şöyle birşey oluyor sanırım,bundan sonraki tüm aşamaları bildiğimizden şu anın bir daha olmayacağını ve özliyeceğimizi biliyoruz. Mesela bana kalsa Kayra'nın uykusu biraz daha düzenli olsa böyle kalsın artık büyümesin. En mıncıklanacak aşamadayız artık. Katı gıda savaşına da gerek yok (ki bu sefer hiiiiç savaşmayı düşünmüyorum).Arda'da 6.ay olsun da yemek yedirebiliyim diye gün saymıştım (ciddi bir saflık dönemi).Sonra da çok zorlamasa da kolay bir süreç olmadığını anlamıştım. Şimdi sıfır acele,sıfır telaş. Hatta doktoruna konuştuk 7.aya doğru başlar gibi yapacağız o kadar. Hiç gerek yok patates,havuç haşlamaya şimdi.

Yani büyüyor. Çok hızlı diyemeyeceğim bu sefer ama yine de günler geçiyor. Hergün yeni birşeyler katıyor kendine gözümün önünde. Şu an farketmiyorum, şu bir saat,şu 2-3 gün,şu gece bitsin diye bekliyorum çoğu zaman. Sonra telefonda kayıtlı 3 ay önceki videosuna bakıp"aayyyy,küçücükmüş"diye seviyorum,hastaneden çıktığı ilk halini özlüyorum (oysa o gün sadece aşırı endişeliydim).Tıpkı Arda'nın sekiz yıl önceki videosuna bakıp özlediğim gibi...

  Sevgiler...

Not:Yukarıdaki resim Arda'nın sekiz yıl önceki ilk ayakkabıları.